Ağız bilimi

Bitigçi Encyclopedia article

Bitigçi Encyclopedia Language, society and variation

Ağız bilimi

Ağız bilimi, bir dilin farklı yörelerde konuşulan biçimlerini, bu biçimleri birbirinden ayıran ses, yapı, söz dizimi ve söz varlığı özelliklerini ve bunların yeryüzündeki dağılımını inceleyen dil bilimi dalıdır. Sahada derlemeden ses yazımına, eşdil çizgilerinden dil atlaslarına, ölçüme dayalı uzaklık hesaplarından Bitigçi'nin köy düzeyindeki ağız atlasına uzanan geniş bir yöntem birikimi vardır.

Originality evidence 91.9/100 Very high
Distance from other Bitigçi articles
%71
Source wording independence
%100
Sentence individuality
%100
Production trace integrity
%100

Content fingerprint: bfac6e9c1eba · Evidence coverage %89

The score combines content hash and revision trace, distance between articles, sentence uniqueness within the encyclopedia and wording independence from accessible sources. It is not universal proof of non-plagiarism.

Bir köyde göz denirken komşu yaylada goz, bir ovada kar denirken öbür vadide gar duyulur; kertenkeleye bir ilde elöpen, başka bir ilde keler, bir başkasında kertiş adı verilir. Ağız bilimi bu farkların rastlantı olmadığını, her birinin bir dağılımı, bir tarihi ve bir düzeni bulunduğunu gösteren alandır. Araştırmacı sahaya gider, kaynak kişilerin konuşmasını kaydeder, sesleri özel işaretlerle yazıya geçirir, biçimleri haritaya işler ve yöreleri birbirinden ayıran ya da birbirine bağlayan özellikleri arar. Anadolu'da bu çalışma on dokuzuncu yüzyılın ortalarında yabancı araştırmacılarla başlamış, yirminci yüzyılın ortasından sonra yerli derleme ve incelemelerle büyümüş ve ağızları üç ana öbekte toplayan sınıflandırmalara ulaşmıştır. Son yarım yüzyılda ise tek tek özelliklerin yerine yüzlerce özelliği birlikte değerlendiren, yerler arasındaki uzaklığı ölçen ve ağız sınırlarının keskin çizgiler mi yoksa geçiş kuşakları mı olduğunu sınayan sayısal yöntemler gelişmiştir. Bu madde ağız kavramını, derleme yöntemini, Anadolu ağızlarının başlıca özelliklerini, sınıflandırma denemelerini, dil atlaslarını ve ölçüme dayalı yöntemleri ele alır; Bitigçi'nin ağız sözlüğü ve atlasının bu birikimi nasıl kullandığını ve hangi sınırlarla okunması gerektiğini de gösterir.

Bitigçi özgün görseli

Bir ağız araştırmasının veri yolu

  1. Saha ve kaynak kişi Yöre seçimi, konuşur bilgisi ve kayıt koşulları
  2. Kayıt ve ses yazımı Ses kaydı, özel işaretler ve tutarlı çeviriyazı
  3. Metin ve sözlük Ağız metinleri, sözlükçe ve kavram adları
  4. Konumlandırma Köy, ilçe ve il düzeyinde yer bilgisi
  5. Özellik haritaları Ses, biçim ve ad türü dağılımları ile eşdil çizgileri
  6. Uzaklık ve kümeleme Toplu uzaklık, süreklilik ve kararlı kümeler
  7. Yorum ve sınıflandırma Ağız öbekleri, geçiş kuşakları ve dil adaları
Bitigçi için özgün hazırlanan şema, ağız verisinin sahada kaynak kişiden derlenmesinden ölçüme dayalı sınıflandırmaya kadar izlediği başlıca aşamaları gösterir. Son aşamadaki yorum, yeni derleme gereksinimlerini ortaya çıkararak döngüyü yeniden başlatır.

Kavram ve adlandırma

Ağız bilimi, bir dilin farklı yörelerde konuşulan biçimlerini, bu biçimleri birbirinden ayıran ses, yapı, söz dizimi ve söz varlığı özelliklerini ve bu özelliklerin yeryüzündeki dağılımını inceleyen dil bilimi dalıdır. Uluslararası yazında diyalektoloji adıyla anılır; eski kaynaklarda aynı alan için dil coğrafyası ya da ağız coğrafyası adları da kullanılır. Crystal'ın dil bilimi sözlüğü bu adların, özellikle yöresel çeşitlenmeyi inceleyen düzenli araştırma için birbirinin yerine geçtiğini belirtir. Alanın sorusu yalın görünür: Aynı dili konuşan insanlar neden bir köyden ötekine, bir vadiden komşu ovaya geçildikçe biraz başka biçimde konuşur ve bu farklar nasıl kayda geçirilip haritaya dökülebilir?

Türkçede alanın adını veren ağız sözcüğü kendi başına küçük bir anlam tarihi taşır. Bitigçi'deki ağız maddesi on iki anlam sıralar. İlk anlamlar yüzdeki organı ve onun açıklığını anlatır; ardından kapların, akarsuların, mağaraların ve kesici araçların ağzı gelir. Daha ileride sözcük kişinin konuşurken seçtiği sözlere ve söyleyiş biçimine, sonra da aynı dilin belli bir bölgede konuşulan, sesleri ve sözcükleriyle başka bölgelerden ayrılan yerel biçimine ad olur. Son anlam ise müziğe uzanır: Bir yörenin ezgileri seslendirme, vurgulama ve süsleme alışkanlığı da ağız diye anılır. Böylece konuşma organının adı, o organdan çıkan konuşmanın yöreye özgü rengini anlatan bir terime dönüşmüştür.

Ağız bilimi yalnız yerel sözcük toplamakla yetinmez. Bir ağzın düzenini anlamak için ses değişmelerinin hangi koşulda gerçekleştiğini, eklerin nasıl çekildiğini, cümlelerin nasıl kurulduğunu ve aynı kavrama hangi adların verildiğini birlikte izlemek gerekir. Bu yüzden alan ses bilgisinden biçim bilgisine, tarihsel dil biliminden toplum dil bilimine, sözlükçülükten haritacılığa kadar geniş bir yöntem dağarcığı kullanır. Son yarım yüzyılda bunlara sayısal uzaklık ölçümleri ve büyük veri kümeleri üzerinde çalışan hesaplamalı yöntemler eklenmiştir.

Ağız ile dil arasındaki sınır

Ağız ile dil arasındaki ayrım ilk bakışta açık görünür: Ağızlar bir dilin alt bölümleridir. Crystal bu görünüşün yanıltıcı olabileceğini iki karşıt örnekle gösterir. Çincenin ağız diye anılan büyük kolları konuşmada birbirini anlamayacak kadar ayrışmıştır, ama ortak bir yazı dili paylaştıkları için tek dilin parçaları sayılır. İsveççe, Norveççe ve Danca konuşanlar ise çoğu zaman birbirini anlar; buna karşın ayrı tarihleri, edebiyatları ve siyasal yapıları bu konuşmaların ayrı diller olarak adlandırılmasına yol açmıştır. Demek ki karşılıklı anlaşılırlık tek başına belirleyici değildir; yazı geleneği, toplumsal kimlik ve tarih de çizginin nereden geçeceğini etkiler.

Demir ile Yılmaz da ölçünlü dilden uzaklaşan bir ağzın hangi noktadan sonra anlaşılmaz olacağının kesin olarak söylenemeyeceğini, aynı üst dile bağlı ağızlar arasındaki anlaşılırlığı ölçecek bilimsel ölçütlerin de bulunmadığını vurgular. Genel kanı, birbirine yakın konuşmalar arasında anlaşmanın kolay, uzaklaştıkça zor olduğu yönündedir; ancak yerleşim tarihinden doğan ayrıksı durumlar bu düzeni bozabilir. Bazı dillerde aynı üst dil altındaki çeşitler, ortak yazı dili devreye girmeden birbirini hemen hiç anlamaz.

Türkoloji bu basamaklanmayı geniş bir alanda düşünmek zorundadır. Bir yanda kendi yazı dilini geliştirmiş Türk dilleri vardır; Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi ya da Kazak Türkçesi bu düzeyde ele alınır. Öbür yanda tek bir dilin içinde geniş bölgeleri kaplayan ağız öbekleri ve onların altında tek bir köyün, kasabanın ya da oymağın konuşması bulunur. Bu basamaklar arasındaki sınır, hangi ölçütlerin seçildiğine göre genişler ya da daralır. Bir ağız birkaç alt ağzı içinde barındırabilir; bu nedenle geniş bölge ağızları ile dar bölge ağızlarından ayrı ayrı söz etmek yöntem bakımından daha doğrudur.

Ağzı tanımlamanın güçlüğü

Türk dili araştırmalarında uzun süre yaygın olan tanım, ağzı bir dilin söyleyiş farklarına dayanan küçük bir kolu olarak görür ve ağızlar arasındaki ayrılığı büyük ölçüde seslere bağlar. Demir ile Yılmaz bu tanımın dil gerçeğiyle örtüşmediğini somut örneklerle gösterir. Alanya'dan aktarılan bir cümlede dereye gidip kazan kurmak ve çamaşır yıkamak anlatılırken hem seslerde hem de eylem çekiminde ölçünlü dilden ayrılan biçimler bir arada görülür. Kıbrıs ağzında istemek eyleminin ardından gelen yan cümlenin kuruluşu ise farkın söz dizimine de uzandığını kanıtlar. Ağızları yalnız ses ayrılıklarıyla tanımlamak, onların biçim ve cümle düzenini görünmez kılar.

Aynı yazarlar bu eleştirinin ardından ağzı daha geniş bir çerçevede tanımlar. Bu tanıma göre ağızlar, ortak kökenden gelen bir üst dile bağlı olarak doğal yoldan oluşmuş, aile, komşu ve iş çevresinde sözlü iletişimde kullanılan yerel konuşma biçimleridir. Okuryazarlığı sınırlı, yöresinden uzun süre ayrı kalmamış konuşurlarda en canlı biçimleriyle görülürler; yönetim, okul ve yazışma gibi biçimsel ortamlarda çoğunlukla kullanılmazlar, yazılı bir gelenek kurmamışlardır, okullarda öğretilmezler ve ölçünlü dile göre daha düşük bir saygınlık taşırlar. Ağızlar bağlı oldukları üst dilden, karşılıklı anlaşma korunduğu ölçüde ses, biçim, söz dizimi ve söz varlığı bakımından ayrılabilir.

Buran ise ağızların yazı dilinin bozulmuş bir biçimi olarak görülmemesi gerektiğini, onun yanında ama ondan bağımsız olarak kuşaktan kuşağa aktarılan dil değerleri olduğunu belirtir. Bu bakış ağız biliminin temel tutumunu özetler: Ağız, düzeltilecek bir yanlışlar dizisi değil, kendi kuralları olan bir dil dizgesidir. Ölçünlü dilde rastlanmayan bir ünlü, bir ek ya da bir sözcük, çoğu zaman yüzyıllar boyunca korunmuş bir eski biçimin, başka bir Türk boyundan gelen bir özelliğin ya da komşu dillerle kurulmuş bir ilişkinin izidir.

Ölçünlü dil ve ağızların ilişkisi

Ölçünlü dil, eğitimde, yönetimde, basında ve yazıda kullanılan, kuralları kitaplara geçirilmiş ortak biçimdir. Ağızlar bu ortak biçimin yanında yaşar ve onunla sürekli etkileşir. Okul, ordu, radyo, televizyon ve kentlere göç, ölçünlü dili her köye taşırken ağızların bazı özelliklerini aşındırır. Karahan Anadolu'daki ağız kümelerinin iç göçlerin yol açtığı karışmalara, eğitimin ve iletişim araçlarının etkisine karşın varlıklarını sürdürdüğünü saptar. Ağızların ortadan kalkması tek yönlü ve hızlı bir süreç değildir; bir özellik silinirken bir başkası güç kazanabilir, ölçünlü dilden gelen bir sözcük yerel ses düzenine uydurularak yeniden biçimlenebilir.

Yirminci yüzyılın ortasında derleme yapan Caferoğlu bu etkiyi kendi gözlemleriyle aktarır. Kısa sürede küçük bir kasabadan büyük bir kente dönüşen yerlerde yerli ağzın hızla unutulduğunu, Eskişehir'in buna örnek olduğunu belirtir ve derlemenin geciktirilmemesi gerektiğini vurgular. Aynı yıllarda başka ülkelerin kendi ağızlarını derleyip dil haritaları yayımladığını, Türkiye'de ise bu işin geri kaldığını yazar. Bu uyarı, ağız biliminin bir kurtarma çalışması olarak da görüldüğünü gösterir: Kayıt altına alınmayan bir konuşma biçimi, son konuşurlarıyla birlikte kaybolur.

Öte yandan ağızların kendi içinde de bir ölçüsü vardır. Demir ile Yılmaz, ağızların genellikle ölçüsüz sanıldığını, oysa her ağzın kendi yöresinde geçerli bir doğruluk anlayışı taşıdığını belirtir. Bu ölçü ölçünlü dilinkinden daha esnektir, ama sınırsız değildir. Yöre konuşmasının dışına çıkan biri alay, uyarı ya da sözlü tepkilerle karşılaşır; Alanya'dan aktarılan örneklerde ukalalık ya da hokkabazlık etmekle suçlanmak bu tepkinin yerel adlarıdır. Ağızlar böylece hem ölçünlü dile karşı bir kimlik işaretidir hem de kendi topluluğu içinde kuralları gözetilen bir konuşma düzenidir.

Yerel ve toplumsal çeşitlenme

Ağız terimi en çok yöresel farkları anlatır, ama dil yalnız coğrafyaya göre değişmez. Kuşaklar, cinsiyetler, meslekler ve toplumsal katmanlar da kendi söyleyiş ve söz seçimi alışkanlıklarını geliştirir. Crystal bu ayrımı yöresel ağızlar ile toplumsal ağızlar arasında yapar ve ikincilerin bugün daha çok toplum dil biliminin konusu olduğunu belirtir. Demir ile Yılmaz da geleneksel ağız araştırmalarının toplumsal katmanlaşmanın en yoğun olduğu kentlerden uzak durduğunu, toplum dil biliminin ise özellikle kentlerdeki çeşitlenmeye ilgi gösterdiğini vurgular. Kırsal ve kentsel ağızlar arasındaki bu iş bölümü, alanın yöntem tarihini de biçimlendirmiştir.

Crystal ağız biliminin bir başka kolunu da anar: Konuşurların ağızları ve tek tek ağız özelliklerini nasıl algıladığını inceleyen algısal ağız bilimi. Bir topluluğun gözünde ağız sınırları, gerçek dil farklarıyla olduğu kadar kalıp yargılarla, yerel kimlik anlatılarıyla ve gündelik yaşamdaki karşılaşmalarla çizilir. Bu yüzden konuşurların kendi zihinlerinde çizdikleri haritalar, araştırmacının kayıtlarından çıkan haritalarla her zaman örtüşmez. Bu farkın kendisi de incelenmeye değer bir veridir.

Türkiye'de ağız araştırmalarının büyük bölümü yöresel çeşitlenmeye ve kırsal konuşmaya yönelmiştir. Kent konuşmalarındaki karışma, göçle gelen ağızların yeni çevrede nasıl değiştiği ve gençlerin ölçünlü dil ile yerel ağız arasında nasıl geçiş yaptığı gibi konular, toplum dil biliminin yöntemleriyle ağız biliminin birikimini bir araya getirmeyi gerektirir. Bu iki alanın ortak sorusu aynıdır: Konuşurlar dildeki çeşitliliği kimliklerini, nereye bağlı olduklarını ve toplumsal konumlarını göstermek için nasıl kullanır?

Derleme yöntemi ve kaynak kişi

Ağız biliminin temel verisi sahada toplanır. Araştırmacı bir yöreye gider, konuşurlarla görüşür, anlatılan masalları, türküleri, gündelik konuşmaları ve soru dizelgelerine verilen yanıtları kayda geçirir. Bu kişilere kaynak kişi denir. Caferoğlu'nun derleme kitaplarının önsözleri bu yöntemin Türkiye'deki erken uygulamasını ayrıntılı olarak anlatır. Kaynak kişilerin soy kökenine özen gösterildiği, konuşma organlarında bir eksiklik bulunmayan kişilerin seçildiği, okuma yazma bilmeyenlerin ve askerliğini yapmamış olanların öne alındığı belirtilir; çünkü bu kişilerin ağzı dışarıdan gelen etkilere daha az açık sayılır.

Caferoğlu her metnin altına konuşurun adını, kasabasını, köyünü ve gerektiğinde köy içindeki yerini yazmanın önemini de vurgular. Ona göre aynı kasabada üç, beş ya da daha fazla ağız öbeğine rastlanabilir; bir kişiden alınan bir metni bütün bir ilin ağzı saymak yanıltıcıdır. Bu nedenle derlediği metinleri konuşurun ağzından çıktığı gibi, ayrıntıları ve söyleyiş özellikleriyle aktarır; bir kişiden toplanan biçimleri başka kişilerin ya da bütün bir çevrenin biçimine uydurarak düzgünleştirmeyi reddeder. Aynı metinde bir dil bilgisi biçiminin birkaç değişkesiyle görülmesi, komşu ağızların etkisinin ne ölçüde olduğunu ortaya çıkaran bir kanıt olarak korunur.

Derleme gezilerinin kendisi de bir yöntem kararıdır. Caferoğlu'nun doğu illerine, Eskişehir yöresine ve Batı Karadeniz'e yaptığı yaz gezileri üç ayrı yılda gerçekleşmiştir; bir yörenin ağzını tanımak için tek bir gezinin çoğu zaman yetmediğini gösterir. Sonraki kuşaklarda ses kayıt aygıtları yaygınlaştı, kayıtlar arşivlere kondu ve aynı kayıt farklı araştırmacılarca yeniden dinlenebilir duruma geldi. Karahan'ın sınıflandırma çalışmasında makale, kitap ve tezlerin yanında ses kayıt arşivlerinden de büyük ölçüde yararlanılması, derlemeden arşive uzanan bu zincirin önemini gösterir.

Kayıt anında dilin değişmesi

Derleme yapan araştırmacı, incelemek istediği doğal konuşmayı kendi varlığıyla değiştirebileceğini bilir. Caferoğlu bu sorunu yirminci yüzyılın ortasında açıkça kaydetmiştir. Ağzı derlenmeye razı olan kişilerin bir masal ya da uzun bir anlatı aktarmaya başlarken çoğu zaman İstanbul ağzına benzetilmiş, özenli bir söyleyişe geçtiğini, zamanla bu zorlamadan yorulup ya da anlatının içine kapılıp kendi ağzına döndüğünü anlatır. Niğde'de gibi sözcüğünü ısrarla gibir biçiminde söyleyen bir kaynak kişinin, yöredeki öbür derlemelerde rastlanmayan bu biçimi yapay bir özenti olarak ürettiği anlaşılmıştır.

Bu gözlem, araştırmacının dikkatini kayıt koşullarına çevirir. Konuşurun kime ve hangi amaçla konuştuğunu düşündüğü, kaydın uzunluğu, konunun seçimi ve ortamın biçimselliği ağzın ne ölçüde açığa çıkacağını etkiler. Uzun anlatılar, gündelik işlerin anlatılması ve konuşurların kendi aralarındaki sohbetleri bu yüzden ağız araştırmasında değerli sayılır. Kısa soru-yanıt görüşmeleri sözcük toplamak için verimli olsa da konuşurun en doğal söyleyişini her zaman yansıtmaz.

Caferoğlu on beş yıllık deneyimine dayanarak, tamamen bozulmamış bir ana ağızla konuşan birine artık hiçbir yerde rastlanamayacağını da yazar. Bu saptama ağız biliminin bir yanılsamasını düzeltir: Araştırmacının aradığı şey, dış etkilerden korunmuş saf bir ağız değil, belirli bir yerde ve zamanda gerçekten kullanılan konuşmadır. Göçler, karışmalar ve ölçünlü dilin etkisi ağzın dışında kalan bir gürültü değil, onun tarihinin parçasıdır. İyi bir derleme bu tarihi silmeye çalışmaz, kayıt koşullarını açıkça not ederek verinin hangi koşullarda üretildiğini okura açık eder.

Ses yazımı ve işaretler

Ağız kayıtlarını yazıya geçirmek, ölçünlü yazımın karşılamadığı sesleri göstermeyi gerektirir. Türkiye Türkçesinin yazımında tek bir e harfi vardır; oysa Anadolu'nun birçok yöresinde kapalı ve açık e iki ayrı ses birimi olarak işler. Yarı kalın ve yarı yuvarlak ünlüler, uzun ünlüler, dip damaktan çıkan k ve g, genizden söylenen n ve ön damakta oluşan sızıcı ünsüzler de ayrı işaretler ister. Karahan'ın kitabının başındaki işaret çizelgesi bu çeşitliliği gösterir: Kapalı e, yarı kalın ve yarı yuvarlak ünlüler, kısa ı, ön ve dip damak ünsüzleri, genizsi n ve uzunluk işareti ayrı ayrı tanımlanmıştır.

Ses yazımında tutarlılık, karşılaştırmanın ön koşuludur. Karahan farklı kaynaklarda farklı işaretler kullanıldığını, bu yüzden örneklerdeki işaretlerin bir bölümünü birlik sağlamak amacıyla değiştirdiğini belirtir. Aynı ses için bir kaynakta bir işaret, ötekinde başka bir işaret kullanılmışsa, iki yöre arasındaki fark gerçekte bir ses farkı değil, bir yazım alışkanlığı farkı olabilir. Türkoloji için geliştirilmiş çeviriyazı düzenleri bu sorunu azaltmayı amaçlar; Bitigçi Ansiklopedisi'nin çeviriyazı maddesi bu düzenlerin tarihini ve ağız araştırmalarındaki kullanımını ayrıca ele alır.

Yazıya geçirmenin ince ayrıntısı her kaynakta aynı değildir. Derleme Sözlüğü'nün düzenleme ilkeleri, madde başlarında yalnız dört sesin özel işaretlerle gösterilmesine çalışıldığını açıkça yazar. Böyle bir kaynak söz varlığı bakımından çok zengin olsa da ses ayrıntısı bakımından sınırlıdır. Ağız bilimci bir kaynağı kullanmadan önce onun hangi sesleri ayırt ettiğini, hangilerini ölçünlü yazımın harflerine indirdiğini bilmek zorundadır; yoksa kaynağın susması, ağzın susması sanılabilir.

Ses özellikleri: Anadolu'dan örnekler

Brendemoen, Johanson ile Csató'nun Türk dilleri el kitabındaki bölümünde Anadolu ağızlarının başlıca ses özelliklerini özetler. Anadolu'nun geniş bir bölümünde kapalı e, açık e'nin yanında ayrı bir ses birimi olarak korunur; bu yüzden yabancı anlamındaki el ile vücut organı olan el bu ağızlarda yalnız ünlünün niteliğiyle ayrılabilir. Ölçünlü dildeki ö ve ü ünlülerinin kalınlaşma eğilimi de yaygındır. İç Anadolu'da ön damak patlayıcılarından sonra ilk hecede bu kalınlaşma hemen kural gibi işler ve göz sözcüğü goz biçiminde duyulur; Trabzon'da ise başka konumlarda, özellikle sözcük başında, ördek ve üzüm gibi sözcüklerde benzer bir değişme görülür.

Ünsüzler arasında en dikkat çekici sınırlardan biri kalın ünlülü çevrede sözcük içi ve sonundaki k sesinin durumudur. Brendemoen'e göre bu sesi patlayıcı olarak koruyan bölgeler Batı Anadolu, Sinop'un batısındaki Karadeniz kıyısı ile Trabzon ve Rize'dir; öbür yörelerde ses sızıcılaşmıştır. Sözcük başındaki k ve t seslerinin ötümlüleşmesi de geniş bir alana yayılır; karga sözcüğünün ğarğa, taş sözcüğünün daş biçimleri buna örnektir. Eski Türkçedeki genizsi ñ ünsüzü ölçünlü dilde n'ye dönmüşken ağızların çoğunda korunur. Batı Anadolu'da hece sonundaki r'nin düşmesi, birçok ağızda da tarla yerine talle, onlar yerine ollar gibi ünsüz benzeşmeleri sık görülür.

Karahan ana ağız öbeklerini ayırırken ses bilgisinden başlar ve ilk ölçütlerden biri olarak alıntı sözcüklerdeki uzun ünlülerin kısalmasını alır. Doğu ve Kuzeydoğu öbeklerindeki ağızlar bu ünlüleri düzenli olarak kısaltırken öbür Anadolu ağızları bu konuda o kadar tutarlı değildir. İkinci ölçüt, alıntı sözcüklerde ünlülerin kalınlık ve incelik bakımından hangi yönde benzeştiğidir. Doğu ve Kuzeydoğu ağızlarında inceleşme çoğunlukla sondaki ince ünlünün öncekileri etkilemesiyle, öbür ağızlarda kalınlaşma ise baştaki ünlünün etkisinin eke kadar uzanmasıyla gerçekleşir. Karahan, Erzurum ağzında ölçünlü dille ortak sözcüklerin yüzde 87,5'inde kalın ünlülerin inceldiğini bildiren bir incelemeye de yer verir.

Biçim ve söz dizimi farkları

Ağızlar arasındaki farklar ekler düzeyinde de belirgindir. Anadolu ağızlarını sınıflandırırken en çok başvurulan ölçütlerden biri şimdiki zaman ekidir. Karahan'ın aktardığına göre ek, ölçünlü dildeki -yor biçiminin yanında -yo, -yu, -ya, -yı, -y ve -i gibi pek çok kılıkta karşımıza çıkar. Caferoğlu ekin -yo, -yir, -ir, -i ve -or biçimleri çevresinde toplanan ağızları göstermeye çalışmış, Gülensoy ise ekin değişkelerini Anadolu'nun bütününe yayılan bir taramayla ele almıştır. Karahan'a göre bir yörede birden fazla biçimin birlikte kullanılması, oradaki soysal karışmanın boyutunu gösteren bir işarettir. Karahan'ın da vurguladığı gibi tek bir ölçüt ağız sınırlarını çizmeye yetmez; şimdiki zaman ekinin haritası ancak başka özelliklerle birlikte anlam kazanır.

Ad çekiminde de benzer bir çeşitlilik vardır. Buran'ın Anadolu ağızlarındaki durum eklerini ele alan kapsamlı incelemesi, Caferoğlu'nun dokuz ciltlik derlemeleri başta olmak üzere yayımlanmış ve yayımlanmamış ağız çalışmaları taranarak hazırlanmıştır. Çalışmaya başlarken dil bilgisi kitaplarının durum eklerinin sayısında bile uzlaşmadığını, kimi kaynakta beş, kimi kaynakta altı, dokuz ya da on dört durumdan söz edildiğini saptar. Ağız verisini düzenlemek için önce kullanılan terimlerin kapsamını belirlemek gerekir; ağız bilimi bu yönüyle dil bilgisi kuramıyla doğrudan bağlantılıdır.

Söz dizimi farkları ses ve ek farklarından daha az çalışılmış olsa da ağızların bütünlüğünü anlamak için vazgeçilmezdir. Demir ile Yılmaz'ın aktardığı Kıbrıs örneğinde istemek eyleminin ardından gelen yan cümle, ölçünlü dildeki ad-eylemli yapı yerine istek kipiyle çekimlenmiş bir eylemle kurulur. Karahan da ana ağız öbeklerini ayırırken ses ve biçim özelliklerinin yanına söz dizimi özelliklerini katar. Karadeniz'in bazı ağızlarında eklerin ünlü uyumuna girmeden tek biçimde kalması, Trabzon'un bazı ilçelerinde ise eski Anadolu Türkçesindeki gibi düzlük-yuvarlaklık uyumunun eski bir aşamasının korunması, biçim bilgisi ile ses bilgisinin ağızlarda nasıl iç içe geçtiğini gösterir.

Söz varlığı ve kavramların adları

Ağızlar arasındaki en göze çarpan farklardan biri, aynı kavrama verilen adlardır. Bir kavramdan yola çıkıp onu karşılayan adların yeryüzündeki dağılımını inceleyen yaklaşıma anlamdan biçime yaklaşım, uluslararası adıyla onomasiyoloji denir. Ağız atlaslarının birçok haritası bu türdendir: Bir yörede kertenkeleye, bir böceğe, bir tarım aracına ya da bir yemeğe ne dendiği haritaya işlenir. Kessler'in belirttiği gibi aynı kavram için aynı sözcüğün kullanılıp kullanılmadığına karar vermek, dil bilimcinin verebileceği en kolay yargılardan biridir; bu yüzden ağız sınıflandırmalarında söz varlığına dayanan ölçütlere sık başvurulur.

Türkiye ağızlarında söz varlığı farklarının coğrafi dağılımı birkaç çalışmada izlenmiştir. Karahan'ın aktardığı bir incelemede Başkan, yerleşim adlarındaki ortak öğelerin haritasını çıkarır: Adında kale geçen köyler daha çok doğuda ve özellikle Doğu Karadeniz'de toplanır, hisar geçenler batıya kayar, höyük geçenler güneydoğudan başlayıp Ankara'nın kuzeybatısından Çankırı ve Kastamonu'ya uzanır, konak öğesini taşıyan köyler ise Karadeniz'in doğu kesimi ile Doğu Anadolu arasındaki geçiş kuşağında sıklaşır. Aynı yazar, Kral'ın çalışmasını tanıtan bir yayında havucun Anadolu'daki adlarını gösteren bir harita bulunduğunu da not eder.

Atasözleri ve deyimler de ağızların söz varlığının parçasıdır. Ömer Asım Aksoy'un bölge ağızlarından derlenmiş atasözü ve deyim kitapları her sözün sonunda derleme yerini köy, ilçe ve il düzeyinde ayrı işaretlerle gösterir; iki ciltte bölge ağızlarından gelen söz sayısı on iki bine ulaşır. İkinci cilt yerel sözcüklerin anlamını dipnotta açıklar ve ilk ciltte yanlış çıkmış sözleri düzeltilmiş olarak yeniden verir. Bu tür derlemeler, bir deyimin hangi yörelerde hangi biçimlerle yaşadığını izlemeye olanak tanır. Söz varlığı farkları sesler kadar düzenli değişmez; bir sözcük ticaret, göç ya da okul yoluyla kısa sürede yayılabilir. Bu yüzden söz varlığına dayanan haritalar, ses ve biçim haritalarıyla birlikte okunmalıdır.

Anadolu ağızlarının oluşumu

Karahan, Anadolu'daki ağız farklılığının temelinde on birinci yüzyıldan başlayarak bu topraklara yerleşen Oğuz boylarının kendi aralarındaki ağız farklarının bulunduğunu belirtir. Anadolu'ya çeşitli zamanlarda gelen Oğuz dışı Türk toplulukları ile Türk olmayan toplulukların dili de bu ağızların oluşumuna katkıda bulunmuştur. Ortak özellikler taşıyan ağızlar, yerleşen toplulukların tarihine ve soyuna bağlı olarak belli yörelerde bir araya toplanmıştır. Buran da bugünkü ağız farklarının başlıca nedenleri olarak Oğuz boylarının kendi içindeki ağız farklarını, iç göçleri ve zorunlu yerleşim uygulamalarını sayar.

Buran, Anadolu Türkçesinin oluşumunu üst üste binen katmanlarla açıklayan Tietze'nin görüşünü de özetler. Bu görüşe göre temel katmanı Türklerin Anadolu'ya getirdiği Oğuz Türkçesi oluşturur; onun üstüne Anadolu'da karşılaşılan yerli diller, Balkanlardan gelen etkiler, küçük topluluk dilleri ve gizli diller, komşu diller, merkezden taşraya yayılan kültür dilleri ve eski çağlardan kalan alt katman etkileri eklenir. Buran'a göre bu etkiler Anadolu Türkçesinin temel yapısını değiştirmemiş, zamanla Oğuz Türkçesinin içinde erimiştir; konuşma dili kalıcı kayıt bırakmadığı için de bu katmanlar ancak bugünkü biçimleriyle saptanabilir.

Anadolu ağızlarının sınırları siyasal sınırlarla da örtüşmez. Buran, Irak, Suriye, Kıbrıs ve Balkan ülkelerindeki Türk ağızlarını nitelikleri bakımından Anadolu ve Rumeli ağızlarının birer devamı olarak görür. Karahan da sınıflandırmasının dipnotlarında Rumeli'deki, Azerbaycan'daki ve Irak'taki Türkmen konuşmalarında görülen benzer özellikleri sürekli olarak anar. Ağız bilimi bu yönüyle Türk dili tarihiyle sıkı bağ kurar: Bugünkü bir ağız özelliği, çoğu zaman yüzyıllar öncesinin bir boy farkını ya da bir göç yolunu yansıtır.

Anadolu ağızlarını sınıflandırma denemeleri

Karahan, Anadolu ağızları üzerine araştırmaların on dokuzuncu yüzyılın ortalarında başladığını, alanın uzun yıllar yabancı araştırmacıların elinde kaldığını ve 1940'tan sonra yerli araştırmacıların da ilgisini çektiğini belirtir. İlk sınıflandırma denemesini Kúnos yapmıştır. Kúnos 1896'da Anadolu ağızlarını yedi öbeğe ayırmıştır; Karahan bu ayrımın bilimsel bir temele dayanmadığını yazar. Caferoğlu 1946'da kendi derlediği verilere dayanarak dokuz ağız bölgesi önermiş, daha sonra uluslararası bir el kitabında Rumeli dışında altı öbekten oluşan daha özet bir ayrım yapmıştır; ancak bu öbekleri belirleyen ölçütleri açıklamamıştır.

Sonraki denemeler ölçütleri daha açık biçimde ortaya koyar. Karahan'ın aktardığına göre Leiden Üniversitesi'nde Kral, 1980'de hazırladığı yüksek lisans tezinde ses, biçim ve söz varlığına dayanan ölçütler belirlemiş, Derleme Sözlüğü'nün ilk on cildini ve yirmi altı ağız incelemesini tarayarak elli üç harita hazırlamış ve bunların on sekizine dayanarak Rumeli ile birlikte on dört ağız öbeği saptamıştır. Japon araştırmacı Hayashi ise Caferoğlu'nun derleme metinlerini bilgisayara aktararak ses özelliklerinin dağılımını haritalandırmaya girişmiştir. Bu çalışma, Türk ağızlarında sayısal yöntemlere doğru atılmış erken adımlardan biridir.

Karahan'ın kendi sınıflandırması, ayırıcı ve belirleyici olarak saptadığı ses, biçim ve söz dizimi özelliklerine dayanarak Anadolu ağızlarını üç ana öbekte toplar. Doğu öbeği Erzurum, Kars, Van, Elazığ, Diyarbakır, Urfa ve çevresini; Kuzeydoğu öbeği Trabzon, Rize ve Artvin'in Hopa, Borçka ve Arhavi ilçelerini; Batı öbeği ise geriye kalan geniş alanı, Kastamonu'dan Antalya'ya, İzmir'den Sivas, Kayseri, Gaziantep ve Malatya'ya kadar uzanan yöreleri kapsar. Her öbek alt öbeklere ayrılır; sınırlar, eldeki kaynakların yoğunluğuna göre kimi yerde il, kimi yerde ilçe ölçeğinde çizilir. Karahan kendi çalışmasını bir taslak olarak niteler; Hakkâri ve Mardin ağızları üzerine çalışma bulunmadığı için bu yörelerin alt öbeklerini belirleyemediğini de açıkça yazar.

Brendemoen de Anadolu ağızlarının coğrafi sınıflandırmasının henüz denemeler düzeyinde kaldığını, alan araştırmalarının büyük ölçüde tek tek ağızların derlenmesi ve incelenmesinden oluştuğunu, geniş bir alandaki çeşitlenmeyi karşılaştırmalı olarak betimleyen çalışmaların sınırlı kaldığını belirtir. Sınıflandırma tarihine bakıldığında ilerlemenin temel kaynağı, ölçütlerin açıkça yazılması ve haritaların denetlenebilir kılınmasıdır. Hangi özelliğin hangi kaynaktan alındığı bilinmeden çizilen bir ağız sınırı, doğrulanamayan bir kanıdan öteye geçmez.

Eşdil çizgileri ve ağız sınırları

Geleneksel ağız biliminin temel aracı eşdil çizgisidir. Crystal'ın tanımıyla bu çizgi, belirli bir dil özelliğinin kullanıldığı alanın sınırını göstermek için haritaya çizilir. Çizginin konusu bir ses olabileceği gibi bir biçim birimi, bir sözcük ya da bir anlam da olabilir; uluslararası terimlerle bunlar sırasıyla isofon, isomorf, isoleks ve isosem diye ayrılır. Birçok çizginin aynı yerde üst üste düştüğü durumlarda bir çizgi demetinden söz edilir ve bu demet, bir ağız sınırının varlığına kanıt sayılır. Crystal ağız sınırlarının çoğu zaman bu kadar keskin olmadığını, ancak ilkenin iş gördüğünü de ekler.

Çizgilerin sınırları da vardır. Kessler'in aktardığı eski bir gözleme göre eşdil çizgileri seyrek olarak çakışır; en iyi durumda birbirine yaklaşarak belirsiz demetler oluşturur. Daha büyük sorun, hangi çizgilerin seçileceğidir. Heeringa ile Nerbonne, Hollanda ağızları için 1941'de kırk beş çizgiye, 1958'de başka bir on sekiz çizgiye dayanan iki haritanın ve 1970'te yayımlanan üçüncü bir haritanın birbirinden farklı sınıflandırmalar önerdiğini gösterir; çünkü her haritada farklı çizgiler seçilmiştir. Çizgi haritaları denetlenebilir olsa da seçimin gerekçesi çoğu zaman açık değildir.

Nerbonne, Chambers ile Trudgill'in el kitabından şu saptamayı aktarır: Bazı çizgilerin ve bazı demetlerin ötekilerden daha önemli olduğu yadsınamaz, ama ağız biliminin tarihinde hangi çizginin daha ağır basacağını belirleyen doyurucu bir yöntem geliştirilememiştir. Türkiye için Karahan da aynı sorunu başka bir açıdan dile getirir: Bölgeleri ve illeri ayıran yönetim sınırları ağız öbeklerini belirlemez; bir il içinde birbirinden farklı özelliklere sahip birçok ağız bulunabilir. Ağız sınırı bu yüzden yönetim haritasından değil, dil verisinden çıkarılmalıdır.

Dil atlasları

Crystal'a göre geleneksel ağız araştırmaları on dokuzuncu yüzyılın sonlarında başlamış, önce soru dizelgeleriyle, daha sonra ses kaydına dayanan görüşmelerle yürütülmüştür. Yöreye özgü sözcükler, anlamlar ve söyleyişler haritalara işlenmiş ve bu haritalar ağız atlası ya da dil atlası adı verilen ciltlerde toplanmıştır. Bir atlas, aynı soruların çok sayıda yerde sorulmasına dayanır; böylece her harita, tek bir dil özelliğinin bütün araştırma alanındaki dağılımını gösterir. Atlasın değeri, yanıtların karşılaştırılabilir olmasından gelir.

Avrupa'da kurulan büyük atlaslar sonraki sayısal çalışmaların da veri kaynağı olmuştur. Heeringa ile Nerbonne'un aktardığına göre Séguy'nün yönettiği Gaskonya dil atlası 154 yerden toplanan yanıtları altı ciltte haritalamış ve tarihsel ses bilgisinden söz varlığına uzanan 425 değişkeni kapsamıştır. Goebl ise İtalya ile güney İsviçre'yi kapsayan ve yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde hazırlanan büyük bir atlastan 251 yer ve 696 çalışma haritası seçmiştir. Nerbonne'un kullandığı Alman ses atlası ise 1965 ile 1991 arasında 186 yerde kaydedilmiş, ünlü Wenker tümcelerinden alınan 201 sözcüğü kapsar; her kayıt iki ses bilimci tarafından ayrı ayrı yazıya geçirilip sonra karşılaştırılmıştır.

Atlas haritalarının arkasındaki ham veri, basılı sayfalardan çok daha karmaşıktır. Nerbonne aynı Alman atlasında birinci tekil kişiyi gösteren tek heceli adılın seksen yedi ayrı ses yazımıyla kaydedildiğini gösterir. Haritacı bu çeşitliliği okunabilir kılmak için benzer biçimleri birleştirir; başka bir deyişle her atlas zaten bir ölçüde özetleme yapar. Türkiye için durum farklıdır. Karahan 1990'ların başında Anadolu ağızları için bir atlas hazırlamaya ve buna dayalı ayrıntılı bir sınıflandırma yapmaya yetecek verinin bulunmadığını yazar. Caferoğlu ise Akdeniz ülkelerini kapsayan bir dil atlasının hazırlık çalışmalarına katılmış, bu atlasta Türkiye sekiz kıyı merkezinin balık adlarıyla temsil edilmiştir.

Ölçüme dayalı ağız bilimi

Tek tek eşdil çizgilerinin çelişen ve seçime bağlı tablosu, araştırmacıları çok sayıda özelliği bir arada değerlendirmeye yöneltti. Uluslararası yazında diyalektometri diye anılan bu yaklaşımı Crystal, 1970'lerde geliştirilen, bir ağız bölgesindeki yerler arasındaki dilsel uzaklığı geniş bir özellik örnekleminde karşıtlıkları sayarak ölçen istatistiksel bir yöntem olarak tanımlar. Heeringa ile Nerbonne, yöntemin öncüsü olarak Séguy'yü gösterir. Séguy komşu iki yerin kaç değişkende ayrıştığını saymış, bu sayıyı toplam değişken sayısına oranlayarak iki yer arasındaki dilsel uzaklığın bir göstergesi olarak kullanmıştır.

Goebl bu yaklaşımı geliştirmiştir. Séguy uzaklığı ölçerken Goebl benzerliği ölçmüş ve iki çeşidin uyuştuğu değişkenlerin oranına göreli özdeşlik değeri adını vermiştir. Bunun yanında ağırlıklı özdeşlik değeri denen ikinci bir ölçü önermiştir. Bu ölçü, yalnız az sayıda çeşidin paylaştığı ortak özelliklere, çok yaygın olanlardan daha büyük ağırlık verir; çünkü birkaç yöreye özgü ortak bir özellik, o yöreler arasındaki yakınlığı daha güçlü gösterir. Goebl ayrıca haritayı inceleme noktaları çevresinde olabildiğince dengeli bölgelere bölen bir döşeme yöntemini ağız bilimine taşımış ve her bölgeyi seçilen bir başvuru yerine benzerliğine göre renklendiren haritalar üretmiştir.

Nerbonne bu yaklaşımın gerekçesini açıkça ortaya koyar. Tek özelliklerin dağılımları ayrıksı durumlar içerir, seyrek görülür ve birbiriyle çelişir; hangi özelliklerin ağız bölgesini tanımlayacağı konusunda araştırmacıya fazla özgürlük tanır. Çok sayıda özellik birlikte ele alındığında ise işaretler daha güvenilir olur, güçleri karşılaştırılabilir ve dil çeşitlenmesine ilişkin genel düzenlilikler dile getirilebilir. Nerbonne'a göre ağız bilimi zaten haritaları çizerken bir ölçüde özetleme yapmaktadır; temel soru özetlemenin yapılıp yapılmayacağı değil, hangi düzeyde yapılacağıdır.

Ses uzaklığı ve Levenshtein yöntemi

Ağızları söyleyiş bakımından karşılaştırmak için aynı sözcüğün iki yerdeki ses yazımları yan yana konur ve birini ötekine dönüştürmek için gereken en az işlem sayılır. Bu işlemler bir sesin eklenmesi, silinmesi ya da başka bir sesle değiştirilmesidir; en ucuz işlemler dizisinin toplam bedeline Levenshtein uzaklığı denir. Heeringa ile Nerbonne, iki yüz inceleme yeri bulunan bir atlasta yaklaşık yirmi bin yer çifti için her birinde yüz kadar sözcüğün hizalanması gerektiğini, bu işin ancak böyle bir yöntemle tümüyle bilgisayara bırakılabileceğini belirtir. Yöntemi ağızlara ilk kez Kessler uygulamıştır.

Kessler İrlanda Galcesinin ağızlarını incelediği 1995 tarihli çalışmasında ses yazımları arasındaki Levenshtein uzaklığının, eşdil çizgilerini belirleyip saymaya dayanan çok daha zahmetli yöntemle güçlü biçimde örtüştüğünü ve yalnız sözcüklerin eşleşip eşleşmediğine bakan ölçüden daha doğru sonuç verdiğini göstermiştir. Kümeleme adımında aşağıdan yukarı birleştiren yöntemlerin daha iyi çalıştığını, elde edilen ağız sınırlarının ülke sınırlarıyla ve İrlanda içindeki tarihsel bölgelerle uyuştuğunu bildirir. Sonraki çalışmalar sesler arasındaki benzerliği de hesaba katan çeşitlemeler geliştirmiştir; örneğin i ile e'nin değişmesi, i ile a'nın değişmesinden daha ucuz sayılabilir.

Bu inceltmelerin ne kadar yararlı olduğu ölçülerek sınanmıştır. Heeringa ile Nerbonne, konuşurların algıladığı ağız farklarına yaklaşmak amaçlandığında her değişikliğe eşit bedel veren yalın yöntemin kademeli bedellerden daha iyi sonuç verdiğini, ağırlıklandırma düzenlerinin toplu düzeyde yalnız küçük farklar yarattığını aktarır. Wieling, Prokić ve Nerbonne ise Bulgar ağızlarından alınan yaklaşık 3,5 milyon ikili hizalamayı elle düzeltilmiş bir başvuru kümesiyle karşılaştırmıştır. Değerlendirilen yöntemlerin hepsi hizalamaların yaklaşık yüzde 95'ini doğru yapmış, aralarındaki farklar daha çok yanlışların niteliğinde ortaya çıkmıştır. Bu yöntemlerden biri, ses çiftlerinin birlikte görülme gücünü yinelemeli olarak hesaplayıp değiştirme bedeline çeviren karşılıklı bilgi tabanlı bir hizalamadır.

Ağız bölgesi mi, ağız sürekliliği mi?

Ağız bilimi el kitapları, çeşitlenmenin bazı yerlerde görece türdeş bölgeler, bazı yerlerde ise giderek artan farklardan oluşan bir süreklilik biçiminde düzenlendiğini kabul eder. Heeringa ile Nerbonne, Hollanda'daki yirmi yedi kent ve köyden oluşan örneklemde söyleyiş farklarının yüzde 65 ile 81 arasındaki bölümünün coğrafyayla açıklandığını bulmuş ve bu sonucun süreklilik görüşünü desteklediğini belirtmiştir. Ne var ki yerleşik ağız bölgelerinin sınırlarında, coğrafi uzaklıktan beklenenden belirgin biçimde büyük sapmalar da gözlenmiştir; süreklilik içinde de yer yer kırılma noktaları vardır.

Aynı çalışma, Chambers ile Trudgill'in ortaya attığı bir bilmeceyi de tartışır: Köyden köye düz bir hat üzerinde yürüyen bir gezgin, her adımda küçük değişiklikler fark eder, ama büyük bir farkla seyrek olarak karşılaşır. Bu gözlem sürekliliği doğruluyor gibi görünür; oysa gezgin her seferinde yalnız son karşılaştırmayı hatırladığı için yanılıyor olabilir. Kessler'in aktardığına göre Séguy de ağız sınırı kavramını anlamsız bulmuş ve dil benzerliğinin adım adım değiştiğini vurgulamıştır. Bu bakış, ağız bölgelerini kesin çizgilerle değil, değişimin hızlandığı geçiş kuşakları olarak düşünmeye çağırır.

Toplu ölçüm, coğrafya ile dil uzaklığı arasındaki ilişkiye bir yasa biçimi de kazandırır. Nerbonne'un aktardığına göre Séguy, dilsel farkın coğrafi uzaklıkla birlikte doğrusal olarak değil, giderek yavaşlayan bir eğriyle arttığını göstermiştir. Nerbonne Alman verisinde bu ilişkiyi logaritmik bir eğriyle yinelemiş ve eğrinin farkların yaklaşık yüzde 30'unu açıkladığını bulmuştur. Yakın yerler arasında farklar hızla artar, uzaklık büyüdükçe artış yavaşlar. Nerbonne bu sonucu, Séguy'nün çözümlemesinin yeni bir veri kümesinde yeniden üretilmesi olarak değerlendirir; eğri, ölçüme dayalı ağız biliminin genelleme gücünü gösteren örneklerden biridir.

Bitigçi'de ağız bilgisi ve ağız atlası

Bitigçi'nin ağız sözlüğü ve atlası, halk ağzından yapılmış derlemeleri ve ağız incelemelerini sayısal bir veri tabanında bir araya getirir ve 127.193 madde başı içerir. Atlas katmanı kayıtların derlendiği yerleri metinden çözümleyip konumlandırır. Eylül 2026 hesabına göre 10.064 köy, 1.534 ilçe ve 75 il düzeyinde yer konumlanmıştır; köy düzeyinde yaklaşık 148 bin, ilçe düzeyinde yaklaşık 169 bin kayıt bulunur. Eski haritaların yalnız il düzeyinde kalmasının yerine, bir sözün hangi köyden derlendiği haritada görülebilir. Konum dizgilerindeki dizgi yanlışları ve kopuk göndermeler bu süreçte ayrı bir günlükte, geri alınabilir biçimde düzeltilmiştir.

Atlasın kavram haritaları anlamdan biçime yaklaşımı izler. Aynı kavramı karşılayan biçimler ad türlerine toplanır ve her türün dağılımı haritaya işlenir; 6.111 kavramın 3.111'i haritalanacak kadar kayıt taşır. Kertenkele kavramı bu çeşitliliğin çarpıcı bir örneğidir: 50 ildeki 168 yerden gelen 245 kayıtta 87 ayrı biçim ve 37 ad türü vardır. En yaygın türler elöpen, keler, kestenkele ve kertiş çevresinde toplanır. Ses denklikleri katmanı ise ağız biçimiyle ölçünlü karşılığı ses bakımından benzeşen çiftleri, ses çiftlerinin birlikte görülme gücünden yararlanan bir hizalama yöntemiyle karşılaştırır ve 148 ses denkliği çıkarır. Bunların en güçlüsü sözcük başında k sesinin g'ye dönmesidir; koyun için goyun, kar için gar, keçi için geçi, küçük için güccük biçimleri bu denkliğin örnekleridir.

Ölçüme dayalı katman, Türkiye'yi yaklaşık 26 kilometrelik altıgen birimlere böler. Yeterli kaydı olan 343 birim için 1.911 kavramdaki 20.858 ad türünün dağılımı ile ses denkliklerinin yerel oranları birleştirilir; seyrek veri 40 kilometrelik bir çekirdekle yumuşatılır. Kavram başına uzaklık, Goebl'ün göreli özdeşlik değerinin olasılık dağılımlarına genellenmiş bir biçimiyle hesaplanır. Bu uzaklıklardan çok boyutlu ölçekleme ile renkli bir süreklilik haritası, komşu birimler arasındaki farklardan bal peteği görünümlü bir sınır haritası ve kararlılığı yeniden örneklemeyle sınanan kümeler üretilir. Atlastaki Séguy eğrisinin logaritmik biçimi, birimler arası farkların yaklaşık yarısını açıklar.

Bitigçi'nin madde sayfaları da bu birikime bağlanır. Bir madde açıldığında ağız sözlüğü kartı aynı yazılışlı ağız maddelerini, maddeye gönderen ağız biçimlerini, değişke olarak geçtiği kayıtları ve ağızlardaki karşılıklarını gösterir; ayrıntılar ağız sözlüğünün kendi sayfasında açılır. Böylece ölçünlü dilin sözlüğü ile ağızların sözlüğü arasında iki yönlü bir geçit kurulur. Okur, ölçünlü dilde tek bir adla bilinen bir kavramın Anadolu'da hangi adlarla yaşadığını, ağızlarda gördüğü bir biçimin de ölçünlü dildeki karşılığını aynı yerden izleyebilir.

Veriye dayalı kümeler ile geleneksel öbekler

Atlasın kümeleme sonuçları geleneksel sınıflandırmalarla karşılaştırıldığında hem örtüşmeler hem de dikkat çekici ayrılıklar ortaya çıkar. İki kümelik ayrım doğu ile batıyı birbirinden ayırır ve yeniden örneklemede yüksek kararlılık gösterir. Dört kümelik ayrım da kararlıdır ve dört geniş bölge verir: Sivas, Kars, Erzincan ve Malatya çevresini kapsayan bir doğu kümesi, Konya, Antalya ve Muğla çevresinde bir güneybatı kümesi, Ankara, Kastamonu ve Çorum çevresinde bir orta kuzey kümesi ve İzmir, Balıkesir, Bursa ile Trakya'yı kapsayan bir kuzeybatı kümesi. Küme sayısı arttıkça Kars, Erzurum, Ağrı ve Van'ı içeren küçük bir doğu kümesi ile Trakya ayrıca belirginleşir.

Karahan'ın üç ana öbeğiyle karşılaştırıldığında en belirgin fark Sivas, Kayseri, Adana ve Malatya yörelerindedir. Karahan bu yöreleri Batı öbeğine koyarken atlasın kümeleri onları doğuyla birlikte toplar. Karahan'ın Kuzeydoğu öbeği de atlasta ayrı bir küme olarak çıkmaz; Rize kayıtları Kars ve Erzurum'la, Trabzon kayıtları Giresun ve Ordu'yla birleşir. Bu ayrılıkların açıklaması öncelikle veride aranmalıdır. Karahan ana öbekleri ses, biçim ve söz dizimi ölçütleriyle belirlerken atlasın uzaklık ölçüsü, kavram adlarının dağılımı ile yazıya geçirilmiş biçimlerden çıkarılan ses denkliklerini eşit ağırlıkla birleştirir; biçim ve söz dizimi özellikleri bu ölçüye girmez.

Örneklemin dağılımı da sonucu etkiler. Atlasta Hakkâri yalnız bir birimle temsil edilir, Mardin ve Diyarbakır için ise yeterli kayıt bulunan birim yoktur; Karahan da aynı yörelerin alt öbeklerini kaynak yokluğu yüzünden belirleyemediğini yazmıştı. Hollanda'daki eşdil çizgisi haritalarının gösterdiği gibi, farklı özellik seçimi farklı haritalar üretir. Atlas, coğrafyanın beklediğinden belirgin biçimde ayrılan birimleri de dil adası adayları olarak işaretler; Malatya, Muş, Erzurum, Van ve Şanlıurfa çevresindeki bazı birimler bu listenin başındadır. Bu adaylar kesin sonuç değil, yerinde derleme ve ayrıntılı ses incelemesiyle sınanması gereken sorulardır.

Kaynakların sınırları ve yöntem ilkeleri

Her ağız kaynağı belirli bir amaçla toplanmıştır ve bu amaç kaynağın neyi gösterip neyi göstermediğini belirler. Derleme Sözlüğü'nün önsözü sözlüğün 1932 yılına kadar yazı diline girmemiş ve 1932 ile 1960 arasında halk ağzından derlenmiş sözleri kapsadığını, iki büyük derlemenin ürünü olduğunu yazar. Birinci derleme 1932 ile 1934 arasında yapılmış ve altı ciltlik bir derginin yayımlanmasını sağlamıştır; ikinci derleme 1952 ile 1959 arasında yapılmış ve ilkinden birkaç kat daha verimli olmuştur. Eser 600 binden fazla fişe dayanır; birinci derlemeye dört beş bin, ikinci derlemeye 917 gönüllü derleyici katılmıştır.

Brendemoen bu sözlüğün dil devriminin ilk yıllarında, Arapça ve Farsça sözcüklerin yerine konabilecek Türkçe sözcükler aramak amacıyla öğretmenlerin gönderdiği listelerle hazırlandığını hatırlatır. Ona göre sözlük bugün ağızlardaki yabancı kökenli sözcükleri inceleyenler için de zengin bir kaynaktır, ama derleme işinin ağız bilimiyle ilgisi sınırlıdır. Sözlüğün kendi önsözü de eserin yurttaki halk ağzı sözlerini eksiksiz toplayacak ve söyleyiş özelliklerini bütün incelikleriyle gösterecek nitelikte olmadığını açıkça kabul eder. Bu kayıtları kullanan her sayısal çalışma, yazıya dayalı, belirli bir döneme özgü ve gönüllü derleyicilerin seçimiyle biçimlenmiş bir örneklemle çalıştığını bilmelidir.

Bu deneyimler ağız bilimi için birkaç temel ilkeye işaret eder. Her kayıt konuşurun adı, yeri ve kayıt koşullarıyla birlikte saklanmalıdır. Ses yazımı, kullanılan işaretlerin listesiyle verilmeli ve farklı kaynakların işaretleri karşılaştırmadan önce birleştirilmelidir. Sınıflandırmada kullanılan ölçütler açıkça yazılmalı, tek bir özelliğe dayanılmamalı ve sonuçlar başka ölçütlerle sınanmalıdır. Sayısal yöntemlerin ürettiği sınırlar, verinin kapsamı ve boşluklarıyla birlikte sunulmalıdır. Son olarak ağızlar değişen canlı dizgeler olduğu için her sınıflandırma, kendi verisinin döneminin bir fotoğrafı olarak okunmalıdır.

Questions and answers

Concise answers to recurring technical questions are grounded in the article's verified conceptual sources.

Ağızlar ölçünlü dilin bozulmuş biçimi midir?

Hayır. Ağızlar ölçünlü dilden türeyip bozulmuş konuşmalar değil, onunla aynı kökten gelen ve kuşaktan kuşağa aktarılan yerel dil dizgeleridir. Ölçünlü dil çoğu zaman belirli bir ağzın ya da ağızlar arasındaki bir uzlaşmanın yazıya geçirilip kurallara bağlanmasıyla doğar. Ağızlarda görülen ve ölçünlü dilde bulunmayan bir ses, ek ya da sözcük, sıklıkla eski bir biçimin korunmuş izi ya da başka bir Türk boyundan gelen bir özelliktir. Her ağzın kendi yöresinde gözetilen bir doğruluk ölçüsü de vardır; yöre konuşmasının dışına çıkan biri o topluluk içinde yadırganır.

Bir konuşma biçiminin ağız mı ayrı bir dil mi olduğuna nasıl karar verilir?

Bunun için tek ve kesin bir ölçüt yoktur. Karşılıklı anlaşılırlık önemli bir göstergedir, ama ne kadar anlaşmanın yeterli sayılacağı tartışmalıdır ve anlaşılırlığı ölçecek kabul görmüş bir yöntem de bulunmaz. Ortak bir yazı dili, birbirini konuşmada güç anlayan toplulukları tek dilin parçaları olarak gösterebilir; ayrı tarih, edebiyat ve siyasal yapı ise birbirini anlayan toplulukların konuşmalarını ayrı diller olarak adlandırmaya yol açabilir. Bu yüzden karar dil verisinin yanında yazı geleneğini, toplumsal kimliği ve tarihi de hesaba katar.

Anadolu'da kaç ağız öbeği vardır?

Yanıt, kullanılan ölçütlere ve verilere göre değişir. Kúnos 1896'da yedi, Caferoğlu 1946'da dokuz, daha sonra altı öbek önermiş, Kral elli üç haritaya dayanarak Rumeli ile birlikte on dört öbek saptamıştır. Karahan'ın yaygın biçimde kullanılan sınıflandırması ise üç ana öbek ayırır: Doğu, Kuzeydoğu ve Batı; her biri alt öbeklere bölünür. Bitigçi'nin ağız atlasındaki ölçüme dayalı kümeler başka bir veri türüyle iki, dört ya da daha fazla kararlı bölge gösterir. Bu sayılar birbirini çürütmez; her biri seçilen özelliklerin ve kaynakların kapsamının bir sonucudur.

Derleme Sözlüğü bir ağız bilimi çalışması mıdır?

Tam olarak değil. Sözlük, 1932 ile 1960 arasında gönüllü derleyicilerin halk ağzından topladığı ve yazı diline girmemiş sözleri bir araya getirir; 600 binden fazla fişe dayanır. Derlemenin ilk amacı yazı diline kazandırılabilecek Türkçe sözcükleri ortaya çıkarmak ve bu sözler üzerinde bilimsel araştırmaya yol açmaktı. Bu yüzden eser söz varlığı bakımından çok zengin, ses ayrıntısı bakımından sınırlıdır; madde başlarında yalnız birkaç ses özel işaretle gösterilmiştir. Ağız bilimci sözlüğü değerli bir kaynak olarak kullanır, ama ses ve biçim incelemesi için ağız metinlerine ve kayıtlarına başvurur.

Ağız derlemelerinde neden çoğunlukla yaşlı ve okuryazarlığı sınırlı kişiler seçilir?

Çünkü bu kişilerin konuşması ölçünlü dilin ve dış etkilerin aşındırıcı gücünden görece daha az etkilenmiştir. Erken derlemelerde okuma yazma bilmeyenler, yöresinden uzun süre ayrılmamış olanlar, ayrıca askerlik yapmamış olanlar öne alınmış; konuşurun soy kökeni ve konuşma organlarının sağlığı da dikkate alınmıştır. Bu seçim, belirli bir yörede eskiden beri süren konuşmayı belgelemeyi amaçlar. Ancak böyle bir örneklem, yöredeki bütün konuşmayı temsil etmez; gençlerin, kadınların ve kente göç edenlerin dilini görmek için örneklemin genişletilmesi gerekir.

Tek bir eşdil çizgisi bir ağız sınırını göstermeye yeter mi?

Genellikle yetmez. Bir eşdil çizgisi yalnız bir özelliğin, örneğin bir sesin ya da bir sözcüğün kullanıldığı alanın sınırını gösterir. Farklı özelliklerin çizgileri çoğu zaman çakışmaz; en iyi durumda birbirine yaklaşıp belirsiz demetler oluşturur. Hangi çizgilerin seçileceği de sonucu değiştirir: Aynı bölge için farklı çizgi kümelerine dayanan haritalar farklı sınıflandırmalar önermiştir. Bu yüzden ağız sınırı, çok sayıda çizginin toplu değerlendirmesinden ya da yerler arasındaki uzaklıkların ölçülmesinden çıkarılır ve keskin bir çizgi yerine bir geçiş kuşağı olarak düşünülür.

İki ağız arasındaki uzaklık nasıl ölçülür?

Ölçüme dayalı ağız biliminde iki yer, çok sayıda dil özelliğinde ne ölçüde uyuştuğuna ya da ayrıştığına bakılarak karşılaştırılır. Söz varlığı ve biçim özellikleri için uyuşan ya da ayrışan özelliklerin oranı hesaplanır; seyrek paylaşılan özelliklere daha büyük ağırlık veren ölçüler de vardır. Söyleyiş için aynı sözcüğün iki yerdeki ses yazımları hizalanır ve birini ötekine dönüştürmek için gereken ses ekleme, silme ve değiştirme işlemlerinin bedeli olan Levenshtein uzaklığı hesaplanır. Yüzlerce sözcüğün uzaklıkları toplanarak iki yer arasında tek bir dilsel uzaklık elde edilir; bu uzaklıklar kümeleme ve haritalama için kullanılır.

Ağızlar ortadan kalkıyor mu?

Ağızlar değişiyor, ama bir anda yok olmuyor. Okul, iletişim araçları, göç ve kentleşme ölçünlü dili her yere taşır ve bazı yerel özellikleri aşındırır; yirminci yüzyılın ortasında derleme yapan araştırmacılar kentleşen yörelerde yerli ağzın hızla unutulduğunu kaydetmiştir. Yine de Anadolu'daki ağız kümelerinin göçlere ve eğitimin etkisine karşın sürdüğü gözlenmektedir. Bazı özellikler silinirken bazıları yerel kimlik işareti olarak güç kazanabilir; ölçünlü dilden gelen sözcükler de yerel ses düzenine uyarlanır. Bu değişimin izlenmesi, eski kayıtlarla yeni kayıtların karşılaştırılmasını gerektirir.

Bitigçi'nin ağız atlası hangi sınırlarla okunmalıdır?

Atlas, büyük ölçüde yirminci yüzyılın ortasında yazıya geçirilmiş derleme kayıtlarına ve ağız incelemelerine dayanır. Bu yüzden bugünkü konuşmayı değil, belirli bir dönemin derlenmiş söz varlığını gösterir. Kayıtlar gönüllü derleyicilerin seçimiyle oluştuğu için bazı yöreler yoğun, bazıları seyrek temsil edilir; örneğin Hakkâri, Mardin ve Diyarbakır için ölçüm yapmaya yetecek birim çok azdır. Uzaklık ölçüsü kavram adlarına ve yazıdan çıkarılan ses denkliklerine dayanır, biçim ve söz dizimini içermez. Kümeler ve dil adası adayları bu yüzden kesin sınırlar değil, yerinde derlemeyle sınanacak bulgulardır.

Article terminology

Terms used in the article

30 terms

These Turkish explanations describe how each term is used in this article; they are not copied definitions or substitutes for the full sections.

ad türü

Aynı kavramı karşılayan ve ses bakımından birbirine bağlanabilen biçimlerin oluşturduğu kümedir; kertenkele kavramında elöpen ile elepen aynı türün, keler ile kelez başka bir türün biçimleridir.

Read the related section
ağırlıklı özdeşlik değeri

Goebl'ün ikinci benzerlik ölçüsüdür; yalnız birkaç çeşidin paylaştığı ortak özelliklere çok yaygın özelliklerden daha büyük ağırlık vererek yöresel yakınlıkları daha güçlü biçimde ortaya çıkarır.

Read the related section
ağız

Bir üst dile bağlı olarak doğal yoldan oluşmuş, sözlü iletişimde kullanılan, yazılı geleneği bulunmayan ve okullarda öğretilmeyen yerel konuşma biçimidir; ölçünlü dilden ses, biçim, söz dizimi ve söz varlığı bakımından ayrılabilir.

Read the related section
ağız bilimi

Bir dilin farklı yörelerde konuşulan biçimlerini, bu biçimleri birbirinden ayıran ses, yapı, söz dizimi ve söz varlığı özelliklerini ve bunların yeryüzündeki dağılımını inceleyen dil bilimi dalıdır; uluslararası adı diyalektolojidir.

Read the related section
ağız monografisi

Tek bir yörenin ya da tek bir ağzın ses, biçim, söz dizimi ve söz varlığı özelliklerini, derlenmiş metinler ve sözlükçeyle birlikte ayrıntılı olarak betimleyen incelemedir.

Read the related section
ağız öbeği

Ortak ayırıcı özellikler taşıyan ve belirli bir coğrafi alanda kümelenen ağızların oluşturduğu topluluktur; seçilen ölçütlere göre genişleyip daralabilir ve kendi içinde alt öbeklere ayrılabilir.

Read the related section
ağız sürekliliği

Ağız farklarının keskin sınırlarla değil, yerden yere giderek artan küçük farklarla dağıldığı durumdur; komşu yerler birbirine benzerken uzaktaki yerler arasında büyük farklar birikir.

Read the related section
algısal ağız bilimi

Konuşurların ağızları ve tek tek ağız özelliklerini nasıl algıladığını, ağız sınırlarını zihinlerinde nasıl çizdiklerini ve bu algının kalıp yargılar ile yerel kimlik anlatılarıyla ilişkisini inceleyen yaklaşımdır.

Read the related section
anlamdan biçime yaklaşım

Bir kavramdan yola çıkarak onu karşılayan adları ve bu adların dağılımını inceleyen yaklaşımdır; uluslararası adı onomasiyolojidir ve ağız atlaslarının kavram haritaları bu yaklaşıma dayanır.

Read the related section
çok boyutlu ölçekleme

Çok sayıda yer arasındaki uzaklıkları, birbirine yakın yerler yakın düşecek biçimde az sayıda boyutta gösteren sayısal yöntemdir; ağız atlaslarında süreklilik haritalarının renklerini belirlemekte kullanılır.

Read the related section
derleme

Ağız verisinin sahada konuşurlardan toplanması, kayda geçirilmesi ve yazıya aktarılması işidir; anlatılar, türküler, gündelik konuşmalar ve soru dizelgelerine verilen yanıtlar derlemenin başlıca ürünleridir.

Read the related section
dil adası

Çevresindeki ağızlardan belirgin biçimde ayrılan ve çoğunlukla göç ya da yerleşim tarihiyle açıklanan küçük ağız alanıdır; ölçüme dayalı çalışmalarda coğrafyanın beklediğinden sapan birimler bu bakımdan aday sayılır.

Read the related section
dil atlası

Aynı soruların çok sayıda yerde sorulmasıyla elde edilen yanıtların haritalara işlenip ciltlerde ya da sayısal ortamda toplandığı yapıttır; her harita tek bir dil özelliğinin bütün alandaki dağılımını gösterir.

Read the related section
eşdil çizgisi

Belirli bir dil özelliğinin kullanıldığı alanın sınırını göstermek için haritaya çizilen çizgidir; konusu ses, biçim birimi, sözcük ya da anlam olabilir ve uluslararası yazında isoglos diye anılır.

Read the related section
eşdil çizgisi demeti

Birçok eşdil çizgisinin haritada aynı yerde ya da birbirine çok yakın biçimde üst üste düşmesidir; geleneksel ağız biliminde bir ağız sınırının varlığına kanıt olarak kabul edilir.

Read the related section
genizsi n

Eski Türkçede bulunan ve sesin bir bölümünün burundan verilmesiyle oluşan damak ünsüzüdür; ölçünlü Türkiye Türkçesinde n'ye dönmüşken Anadolu ağızlarının çoğunda korunur.

Read the related section
göreli özdeşlik değeri

Goebl'ün önerdiği, iki ağız çeşidinin karşılaştırılan özelliklerin ne kadarında uyuştuğunu yüzde olarak gösteren benzerlik ölçüsüdür; Séguy'nün ayrışma sayımının benzerlik yönünden kurulmuş karşılığıdır.

Read the related section
kapalı e

Açık e'den daha dar söylenen ve Anadolu'nun birçok ağzında ayrı bir ses birimi olarak işleyen ünlüdür; bu ağızlarda iki sözcüğü yalnız bu ünlünün niteliği birbirinden ayırabilir.

Read the related section
kaynak kişi

Ağız derlemesinde konuşması kayda geçirilen kişidir; adı, yaşı, yeri ve yöreyle bağı kayıtla birlikte saklanır, çünkü bir kişiden alınan metin ancak bu bilgilerle değerlendirilebilir.

Read the related section
Levenshtein uzaklığı

Bir ses dizisini ötekine dönüştürmek için gereken en ucuz ekleme, silme ve değiştirme işlemleri dizisinin toplam bedelidir; ağız biliminde iki yerdeki söyleyişlerin farkını ölçmek için kullanılır.

Read the related section
ölçüme dayalı ağız bilimi

Yerler arasındaki dilsel uzaklığı çok sayıda özelliği birlikte değerlendirerek sayısal olarak ölçen yaklaşımdır; uluslararası yazında diyalektometri diye anılır ve Séguy ile Goebl'ün çalışmalarına dayanır.

Read the related section
ölçünlü dil

Eğitimde, yönetimde, basında ve yazıda kullanılan, kuralları dil bilgisi kitaplarına ve sözlüklere geçirilmiş ortak dil biçimidir; ağızlar bu ortak biçimin yanında yaşar ve onunla sürekli etkileşir.

Read the related section
ötümlüleşme

Ötümsüz bir ünsüzün ötümlü karşılığına dönmesidir; Anadolu ağızlarında sözcük başındaki k ve t seslerinin g ve d'ye dönmesi, karga için ğarğa, taş için daş biçimleri buna örnektir.

Read the related section
ses denkliği

Bir ağızdaki bir sesin ölçünlü dildeki ya da başka bir ağızdaki belirli bir sese düzenli olarak karşılık gelmesidir; sözcük başındaki k ile g arasındaki denklik Anadolu ağızlarında en yaygın olanlardan biridir.

Read the related section
ses yazımı

Konuşmadaki seslerin ölçünlü yazımın karşılamadığı ayrıntılarla, özel işaretler kullanılarak yazıya geçirilmesidir; kapalı e, yarı kalın ünlüler, uzun ünlüler ve genizsi n gibi sesler ayrı işaretlerle gösterilir.

Read the related section
soru dizelgesi

Aynı soruların çok sayıda yerde sorulmasını sağlayan, araştırılacak sözcükleri, biçimleri ve kavramları önceden belirleyen listedir; dil atlaslarında yanıtların karşılaştırılabilir olmasının temelidir.

Read the related section
Séguy eğrisi

Dilsel farkın coğrafi uzaklıkla birlikte doğrusal olarak değil, giderek yavaşlayan bir eğriyle arttığını gösteren ilişkidir; çoğunlukla logaritmik bir işlevle betimlenir ve adını Séguy'den alır.

Read the related section
şimdiki zaman eki

Eylemin konuşma anında sürdüğünü bildiren ektir; Anadolu ağızlarında -yor, -yo, -yi(r), -ir ve -i gibi çok sayıda biçimle görüldüğü için ağız sınıflandırmalarında en sık başvurulan ölçütlerden biridir.

Read the related section
toplumsal ağız

Bir dilin yöreye göre değil, kuşak, cinsiyet, meslek ya da toplumsal katman gibi etkenlere göre ayrılan kullanım biçimidir; bugün daha çok toplum dil biliminin yöntemleriyle incelenir.

Read the related section
ünsüz benzeşmesi

Yan yana gelen iki ünsüzden birinin öbürüne benzemesi ya da onunla aynı sese dönmesidir; birçok ağızda tarla yerine talle, onlar yerine ollar biçimlerinin görülmesi bu olayın sonucudur.

Read the related section

Verified references

  1. Karahan, Leylâ (2017). Anadolu Ağızlarının Sınıflandırılması. 4. baskı (1. baskı 1996). Türk Dil Kurumu Yayınları 630. Ankara: Türk Dil Kurumu. ISBN 978-975-16-0755-3. Open source
  2. Türk Dil Kurumu (1993). Türkiye'de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü, I. Cilt. Türk Dil Kurumu Yayınları 211. Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi. Open source
  3. Caferoğlu, Ahmet (1995). Anadolu İlleri Ağızlarından Derlemeler: Van, Bitlis, Muş, Karaköse, Eskişehir, Bolu ve Zonguldak İlleri Ağızları. 2. baskı (1. baskı 1951). Türk Dil Kurumu Yayınları 591. Ankara: Türk Dil Kurumu. ISBN 975-16-0699-3. Open source
  4. Caferoğlu, Ahmet (1995). Orta Anadolu Ağızlarından Derlemeler: Niğde, Kayseri, Kırşehir, Yozgat, Ankara Vilâyetleri ile Afşar, Saçıkaralı ve Karakoyunlu Uruklarının Ağızları. 2. baskı (1. baskı 1948). Türk Dil Kurumu Yayınları 585. Ankara: Türk Dil Kurumu. ISBN 975-16-0710-8. Open source
  5. Buran, Ahmet (1996). Anadolu Ağızlarında İsim Çekim (Hâl) Ekleri. Türk Dil Kurumu Yayınları 660. Ankara: Türk Dil Kurumu. ISBN 975-16-0819-8. Open source
  6. Aksoy, Ömer Asım (1996). Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler, II. 2. baskı (1. baskı 1971). Türk Dil Kurumu Yayınları 331. Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi. ISBN 975-16-0806-6. Open source
  7. Demir, Nurettin ve Emine Yılmaz (2003). Türk Dili El Kitabı. Ankara: Grafiker Yayıncılık. ISBN 975-6355-04-2. Open source
  8. Johanson, Lars ve Éva Ágnes Csató (ed.) (1998). The Turkic Languages. London/New York: Routledge. doi:10.4324/9780203066102. Open source
  9. Crystal, David (2008). A Dictionary of Linguistics and Phonetics. 6. baskı. The Language Library. Oxford: Blackwell. ISBN 978-1-405-15296-9. DOI: 10.1002/9781444302776. Open source
  10. Chambers, J. K. ve Peter Trudgill (1998). Dialectology. 2. baskı. Cambridge Textbooks in Linguistics. Cambridge: Cambridge University Press. DOI: 10.1017/CBO9780511805103. Open source
  11. Nerbonne, John (2009). “Data-Driven Dialectology”. Language and Linguistics Compass, 3(1), 175-198. DOI: 10.1111/j.1749-818X.2008.00114.x. Open source
  12. Heeringa, Wilbert ve John Nerbonne (2001). “Dialect Areas and Dialect Continua”. Language Variation and Change, 13(3), 375-400. DOI: 10.1017/S0954394501133041. Open source
  13. Heeringa, Wilbert ve John Nerbonne (2013). “Dialectometry”. Language and Space: An International Handbook of Linguistic Variation, Volume 3: Dutch, 624-646. Berlin/Boston: De Gruyter Mouton. DOI: 10.1515/9783110261332.624. Open source
  14. Kessler, Brett (1995). “Computational Dialectology in Irish Gaelic”. Proceedings of the Seventh Conference of the European Chapter of the Association for Computational Linguistics (EACL), 60-66. DOI: 10.3115/976973.976983. Open source
  15. Wieling, Martijn, Jelena Prokić ve John Nerbonne (2009). “Evaluating the Pairwise String Alignment of Pronunciations”. Proceedings of the EACL 2009 Workshop on Language Technology and Resources for Cultural Heritage, Social Sciences, Humanities, and Education (LaTeCH-SHELT&R 2009), 26-34. DOI: 10.3115/1642049.1642053. Open source
  16. Bitigçi (2026). Türkiye Türkçesi Ağız Sözlüğü ve Atlası: Köy düzeyinde konumlandırılmış ağız kayıtları, kavram haritaları, ses denklikleri ve ölçüme dayalı ağız sınırları. Open source

Editorial statement

Original and traceable synthesis

Bitigçi Encyclopedia maddeleri Bitigçi için özgün olarak yazılır. Kaynaklar olguları, kavram sınırlarını ve teknik ayrıntıları doğrulamak için kullanılır; hiçbir ansiklopedi, sözlük, makale, standart veya teknik belgedeki anlatım aynen alınmaz ya da yüzeysel biçimde yeniden yazılmaz. Maddeler önce konu sınırları ve kaynak dayanakları belirlenerek hazırlanır. Ardından Bitigçi Derlemi (BD) içinde terimlerin kullanım biçimleri, yakın çevreleri ve kaynak yayılımları incelenir; kaynak bilgisi ile derlem gözlemi birbirinden ayrılarak özgün bir anlatıda birleştirilir. Editoryal denetimden geçen her değişiklik aynı kalıcı madde adresinde yeni bir sürüm numarası ve TSİ güncelleme zamanı alır.

Encyclopedia citation

Ağız bilimi