Meanings
-
-
2.
Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç
- “Bir gece yatmışken kalktı, bitişik odaya girdi, ışığı yaktı.”— Y. Atılgan
-
3.
Aydınlanmak için kullanılan elektrik
- “Apartmandaki dairelerin ışıkları kapalı, herkes mışıl mışıl uyuyor olmalı.”— A. Ümit
-
4.
(mec.) Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı
- “Bütün gözlerden manalı ışıklar sıçrıyordu.”— P. Safa
-
5.
(mec.) Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb.
- “Sevgili Behçet Necatigil şiirimizin vazgeçilmez ışıklarından biri olarak ayrıldı aramızdan.”— N. Cumalı
-
6.
(fiz.) Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin gaz ışı yaydığı gözle görülen ışıma
Compound Words
ışık akısı, ışık aylası, ışık aynası, ışık bacası, ışık çanağı, ışık değneği, ışık demeti, ışık eğrisi, ışık göçüm, ışık gölge, ışık hızı, ışık ışık, ışık ışını, ışıkkesen, ışık kirliliği, ışık korkusu, ışık küre, ışıkölçer, ışık ölçümü, ışık yılı, ışık yuvarı, ışığa doğrulum, ışığa göçüm, dağınık ışık, yeşil ışık, ay ışığı, burçlar ışığı, buz ışığı, gün ışığı, güven ışığı, projektör ışığı, umut ışığı
Entry history and citation
Loading the current content revision and documented editorial events.
Context Dynamics
Cümle, belge, alan/tür ve sözdizimsel konum canlı hesaplanıyor.