alan
Çevresindeki yerlerden açıklığı ve genişliğiyle ayrılan, toplanmaya veya çeşitli etkinliklere elverişli düz yer; meydan, saha.
Alan, Eski Türkçe alaŋ ‘düz, açık yer’ sözünün devamıdır; Tietze, Eren, Clauson ve Stachowski bu bağda birleşir, sondaki ŋ sesi Türkiye Türkçesinde n'ye dönmüştür (Bitigçi açıklaması). Kaşgarlı Mahmud XI. yüzyılda alaŋ yazı ‘düz ova’ öbeğini kaydeder ve sözü aŋıl ‘açık kapı’dan harf yer değiştirmesiyle türetir; Clauson bu açıklamayı saçma bulur. Clauson sözün temel anlamını kesin saymaz, ‘düz açık yer’, özellikle ‘orman açıklığı’ gibi göründüğünü söyler; Stachowski ve ÈSTJa ise onu ‘genişlik, açıklık’ bildiren *āl ~ *āla köküne bağlar. Söz Dede Korkut Kitabı'nda alaŋ biçimiyle ‘açıklık, çayırlık’ anlamında geçer; bugün ‘meydan, saha’ yanında bilim, fizik ve spor alanındaki terim anlamlarını da taşır.
- 11. yy. · Karahanlı Türkçesi: alaŋ
- 15. yy. · Eski Anadolu Türkçesi: alaŋ ~ alan
- 17. yy. · Osmanlı Türkçesi: alan
- 18. yy. · Çağatay Türkçesi: alaŋ
- 19. yy. · Osmanlı Türkçesi: alan
- 20. yy. · Türkiye Türkçesi: alan ~ alaŋ