yüksek
(sf., a., mec.)Anlamlar
-
3.
Güçlü, şiddetli olan
- “Yüksek basınç. Yüksek gerilim.”
-
4.
Etkili olan
- “Gönlünün matemiyle mağrur olan kimseye / Cihanın acep hangi sevinci yüksek gelir?”— E. B. Koryürek
-
5.
Derece veya makamı bakımından üstün
- “Yüksek kurul.”
-
6.
Normal değerlerin üstünde olan
- “Türk milletinin karakteri yüksektir.”— Atatürk
-
8.
(mec.) → erdemli
- “Vatana gözyaşı döktünse eğer / Varlığın bu yüksek gururu anlar”— E. B. Koryürek
-
9.
(mec.) Toplum içinde para, ün vb. bakımından üstünlüğü olan
- “Yüksek sosyete.”
Birleşik Sözcükler
yüksek adrenalin, yüksek atlama, yüksek basınç, yüksek fırın, yüksek fiyat, yüksek gerilim, yüksek kan basıncı, yüksek lisans, yüksekokul, yükseköğrenim, yükseköğretim, yüksek ses, yüksek sosyete, yüksek tabaka, yüksek tahsil, yüksek teknoloji, yüksek yaylak, gözü yüksekte