ağırlaşmak
(nsz., mec.)
· 12 meanings · 0 occurrences
Meanings
-
1.
(nsz.) Ağır duruma gelmek
- “Önceleri tüy gibi gelen herif, yol aldıkça bir ağırlaştı, bir ağırlaştı. Ben diyeyim beş ton, siz deyin on beş ton.”— A. Nesin
-
4.
- “Artık yavaş yavaş göçüyor, boyu kısalıyor, teni sararıyor, hareketleri ağırlaşıyordu.”— A. Ş. Hisar
-
5.
Yiyecek bozulmaya yüz tutmak
- “Bu et yarına kalırsa ağırlaşır.”
-
6.
Organ görevini yapamaz duruma gelmek
-
8.
(mec.) Artan, çoğalan
- “Zaman geçtikçe hafifleyecek yerde daha ziyade ağırlaşan bir vicdan azabı duyarım.”— Ömer Seyfettin
-
9.
(mec.) Gebe kadının doğurması yaklaşmak
- “Haziran ayı başında Mevhibe’nin hamileliği ağırlaştı.”— G. Bilgehan
-
10.
(mec.) Ağırbaşlı hâle gelmek
-
11.
(mec.) → güçleşmek
- “İşte bundan dolayı da gençliğin sorunları daha da ağırlaşıyor, büyüyor.”— Y. Kemal