ön
(a., sf.)Anlamlar
-
2.
→ karşı
- “Kahveye girdiği yahut da bir dükkânın önünde toplanan bir gruba sokulduğu zaman suratlar açıkça asılır, selamını alan bulunmazdı.”— T. Buğra
-
3.
Bir kimsenin ilerisi
- “Bir aralık önümüzden şarkı sesleri geldi.”— S. F. Abasıyanık
-
5.
Giyeceklerin genellikle göğsü örten bölümü
- “Uçuk siyah renkli çarşaf pelerinin önü açık.”— P. Safa
-
6.
(sf.) Önce olan
- “Ön söz. Ön görüşme.”
-
8.
(sf.) Benzerler arasında ilk sırada olan
- “Ben, Anafartalar'da Mustafa Kemal'in bulunduğu en ön siperlerde de kurşun attım.”— A. Gündüz
Birleşik Sözcükler
ön ad, ön alım, ön buharlaşma, ön büro, ön alım, ön avurt, önayak, ön ayak, ön belirti, ön bilgi, ön çalışma, ön damak, ön denetim, ön deyi, ön deyiş, ön direk, ön doğru, ön ek, ön eleme, ön göğüs, öngörmek, öngörü, öngörülmek, ön gösterim, ön gün, ön hekim, ön içki, ön izleme, ön kabul, ön kayıt, ön kesinti, ön kol, ön koşul, ön libero, ön lisans, ön oda, ön oluş, ön ödeme, ön proje, ön rapor, ön seçici, ön seçim, ön ses, ön sevişme, önsezi, ön soruşturma, ön söz, ön sözleşme, ön şart, ön tasar, ön tasım, ön teker, ön uyum, ön ünlü, ön yargı, ön yaylak, ön yüzbaşı, önden çekişli, önü sıra, önünde sonunda, göz önü, başı önünde, göz önünde