açmak
(-i, nsz., mec., esk., tıp.)Meanings
-
2.
Engeli kaldırmak
- “Karla kapanan yolu açmak.”
-
4.
Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak
-
5.
Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak
- “Su borusunu açmak.”
-
6.
Alanını genişletmek
- “Anıtın çevresini açmak.”
-
7.
Birbirinden uzaklaştırmak
- “Kollarını açtı.”
-
8.
Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak
- “Yumağı açmak.”
-
9.
Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak
-
11.
Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak
- “Biraz sakinleşmek için kalktı, bir bitki çayı hazırladı, sonra da radyoyu açtı.”— İ. İnsaf Turan
-
12.
Alışverişi başlatmak
- “Güvenoyu başarısızlığından sonra transfer piyasasını açtı.”— K. Altuğ
-
13.
Rengin koyuluğunu azaltmak
- “Bu boyayı biraz daha açmalı.”
-
15.
Ferahlık vermek
-
16.
Geçit sağlamak
- “İki oda arasına kapı açtık.”
-
20.
(nsz.) Yapmak, düzenlemek
- “Sınav açmak.”
-
22.
Görünür duruma getirmek
- “Kollarını, göğsünü açmış.”
-
23.
(nsz.) Gökyüzü bulutların dağılmasıyla aydınlanmak
- “Hava açtı.”
-
26.
(mec.) Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek
- “Öğretmen sürekli konuşuyor, öğrenciyi açmak istiyordu.”
-
27.
(esk.) Savaşla almak
-
28.
(tıp.) → yarmak
- “Çıbanı açmak.”