Sözdoksa nedir?
Sözdoksa, bir sözcüğün kullanımına yerleşmiş, açıkça savunulmadığı hâlde doğru sayılan ve akıl yürütmeye yön veren kabuller bütünüdür. Terim Bitigçi’nindir: “söz” ile Yunanca doksa (sanı, kanı) birleşir ve doksanın bir toplumsal alanda değil, tek tek sözcüklerin kullanımında nasıl yaşadığını adlandırır.
“Üniversitelerimiz artık kendi içinde de bir rekabet ortamına girmiş vaziyette” cümlesi rekabetin iyi olduğunu söylemez; bunu söylenmesine gerek olmayan bir arka plan bilgisi gibi varsayar. Rekabet sözcüğü bu cümleye kendi değer yüküyle girer. Sözdoksa bu yükü görünür kılar: sözcüğün çevresinde hangi yargıların kendiliğinden doğru sayıldığını, bu yargıların nasıl bir akıl yürütmeye dayandığını, kimlerin ve hangi metinlerin onlara karşı çıktığını gösterir.
Kuramsal temel: doksa
Doksa, Platon’da gerekçesi gösterilmiş bilginin (epistēmē) karşısında duran sanıyı adlandırır. Terimi bugünkü toplum bilimsel anlamıyla Pierre Bourdieu kullanır. Bourdieu’ye göre doksa, toplumsal düzenin doğal ve apaçık göründüğü, söylenmeden de bilinen bölgedir. Bu bölgenin dışında, tartışmaya açılmış alanda iki tutum yer alır: kabul görmüş yargıyı savunan ortodoksi ve ona karşı çıkan heterodoksi. Bir yargı savunulmaya ya da reddedilmeye başladığında artık doksa değildir; tartışılabilir bir görüşe dönüşmüştür.
Önvarsayım, ortak zemin ve örtük öncül
Norman Fairclough, metinlerin dayandığı örtük yargıları üç türe ayırır:
- Varoluş önvarsayımı
- Bir şeyin var olduğunun kabulü: “küresel rekabet ortamı”, “bilgi çağı”.
- Önerme önvarsayımı
- Bir durumun böyle olduğunun ya da olacağının kabulü: “rekabet verimliliği artırır”.
- Değer önvarsayımı
- Bir şeyin iyi ya da istenir olduğunun kabulü: “verimlilik iyidir”, “gelişme iyidir”.
Dil biliminde önvarsayım, bir sözcenin anlamlı sayılabilmesi için önceden kabul edilmiş olması gereken bilgidir ve olumsuzlamada da korunur: “Üniversiteler artık rekabet ediyor” da “Üniversiteler artık rekabet etmiyor” da daha önce başka bir durumun olduğunu varsayar. Stephen Levinson’un önvarsayım tetikleyicilerinden uyarlanırsa, Türkçede bu bilgiyi taşıyan başlıca dil ögeleri şunlardır:
- Durum değişimi: artık, hâlâ, yine, -e başlamak, -i bırakmak, -e girmek
- Kaçınılmazlık ve doğallık: kaçınılmaz, elbette, doğal olarak, kuşkusuz, bilindiği gibi
- Belirli ad öbekleri: “rekabet ortamı”, “bilgi çağı”; varlığı kabul edilmiş bir şeyi adlandırır
- Olgu eylemleri: anlamak, fark etmek, unutmak; ardından gelen yargının doğruluğunu varsayar
- Gereklilik kipleri: -malı/-meli, gerek, şart; gerekçesi söylenmeyen bir amacı varsayar
- Karşılaştırma ve sıralama: daha, en, geride kalmak; ortak ve ölçülebilir bir ölçüt varsayar
Robert Stalnaker bu kabulleri, konuşanların paylaştığını varsaydığı ortak zemin olarak açıklar. Aristoteles ise öncüllerinden biri söylenmeyen kıyasa entimem adını verir: dinleyicinin zaten bildiği öncül ayrıca söylenmez. Stephen Toulmin öncülden sonuca geçiren ve çoğu kez dile getirilmeyen bağa gerekçe der. Aristoteles’in Topikler’inden gelen topos kavramı da bu kalıplaşmış geçişleri adlandırır: yarar toposu “yararlıysa yapılmalıdır”, tehlike toposu “tehlikeliyse önlenmelidir” der.
Doğallaştırma ve eğretileme
Roland Barthes, tarihsel ve seçilmiş olanın doğal, kendiliğinden ve değişmez gibi sunulmasını çözümler; yerleşik görüşler böylece bir toplumun sağduyusu hâline gelir. George Lakoff ile Mark Johnson ise düşüncenin büyük ölçüde kavramsal eğretilemelerle kurulduğunu gösterir: “üniversiteler yarışıyor” denildiğinde yarışın kuralları (kazanan, kaybeden, sıralama) kurumların dünyasına taşınır. Eğretileme bir şeyi görünür kılarken başka bir şeyi, örneğin iş birliğini ya da ortak yararı, gölgede bırakır.
Dil bilimindeki işaretlilik kavramı da örtük kabulü izlemeye yarar. Bir ad çoğunlukla olumsuz bir niteleyiciyle anılıyorsa olumsuz biçim işaretli, niteleyicisiz biçim ise olağan sayılır. “Haksız rekabet” sözü “adil rekabet”ten çok daha sık geçer; kötü sayılan rekabetin sapkın biçimidir, niteleyicisiz rekabet ise varsayılan olarak iyidir.
Tartışmaya açılan kanıların adları
- Ortodoksi
- Sorgulanan doksayı “doğru kanı” olarak yeniden kuran ve savunan görüş; artık gerekçe göstermek zorunda kalmış doksadır.
- Heterodoksi
- Doksaya ya da ortodoksiye başka bir çerçeveden karşı çıkan “öteki kanı”.
- Endoksa
- Aristoteles’in Topikler’de herkesin, çoğunluğun ya da bilgelerin kabul ettiği kanılar için kullandığı ad. Endoksa saygındır, gerekçesi gösterilmiştir ve tartışmaya açıktır; uzman uzlaşısına dayanan yargılar doksa değil, endoksadır.
- Paradoksa
- Yaygın kanının tersini savunan aykırı görüş. Türkçede “sanıldığı gibi değil, aksine…” kalıbı paradoksanın tipik işaretidir.
- İçkin eleştiri
- Bir görüşü kendi ölçütleriyle eleştirmek. “Haksız rekabet” eleştirisi rekabeti reddetmez, onun kendi kuralını çiğneyen biçimini hedef alır; bu yüzden çoğu zaman doksayı güçlendirir.
- Sorunsallaştırılan geçerlilik iddiası
- Jürgen Habermas’a göre gündelik iletişim, sorgulanmadan kabul edilen geçerlilik iddialarına dayanır; bir iddia sorgulandığında gerekçelerin tartışıldığı söyleme geçilir. Doksadan ortodoksiye geçiş bu andır.
- Stasis (anlaşmazlık noktası)
- Retorik geleneğinde tartışmanın düğümlendiği soru: olgu (öyle mi?), tanım (nedir?), nitelik (iyi mi, haklı mı?) ve usul (kim, hangi çerçevede karar verir?).
Karşı çıkışın mantığı
Toulmin’e göre bir sav öncüllerden, öncülden sonuca geçiren gerekçeden, gerekçeyi destekleyen dayanaktan, “çoğunlukla”, “her koşulda” gibi bir nitelendiriciden ve sonuçtan oluşur. Doksa çoğu zaman nitelendiriciyi ve sonucun tutmadığı koşulları söylemez. John Pollock ile Henry Prakken’in ayrımına göre bir itiraz üç biçimde kurulabilir: öncüle itiraz öncüllerden birinin yanlış olduğunu gösterir; baltalayıcı itiraz öncülleri kabul eder ama sonuca geçişi keser; çürütücü itiraz sonucun tersini başka bir akıl yürütmeyle savunur. Douglas Walton ve arkadaşlarının eleştirel soruları her akıl yürütme kalıbına sorulacak soruyu verir: yarar toposuna “kimin için yararlı, hangi bedelle?”, nedensellik savına “başka bir neden olabilir mi?”.
Mantık dizgeleri kısaltmalarla da yazılır: R → V “R, V’yi doğurur”; İ(x) “x iyidir”; G(x) “x gereklidir”; ⊢ “öncüllerden çıkar”; ¬ değil; ∃x “en az bir x vardır”; ∀x “her x için”.
Bitigçi Sözdoksa’nın yeniliği: klasik doksadan farkı
Klasik doksa çözümlemesi bir toplumsal alanın bütününe bakar ve doksayı yorumcunun okumasıyla kurar. Bitigçi Sözdoksa aynı kavramı başka bir ölçekte ve başka bir kanıt düzeninde ele alır:
- Birim sözcüktür
- Doksa bir alanın değil, tek tek sözcüklerin kullanımında izlenir. Böylece “gelişme”, “değişim”, “eğitim” ya da “kahve” gibi gündelik sözlerin taşıdığı kanılar, sözlük maddeleri gibi tek tek okunabilir.
- Her kabul derlemden tanıkla gösterilir
- Kabuller yorumcunun sezgisine değil, Bitigçi Derlemi’ndeki gerçek cümlelere dayanır; her kabulün yanında onu taşıyan tanık cümleler durur.
- Doksa tek başına değil, tartışma yelpazesiyle görülür
- Her kabule bir tartışma durumu verilir: doksa, ortodoksi, endoksa ya da açık tartışma. Derlemdeki karşı sesler ve alanyazındaki eleştiriler kabulün yanında yer alır.
- Akıl yürütme açık bir dizge olarak yazılır
- Kabulün söylenmeyen öncülü açığa çıkarılır; her karşı çıkış bu dizgenin hangi halkasına yöneldiğiyle, hangi anlaşmazlık noktasında düğümlendiğiyle ve hangi eleştirel soruyu sorduğuyla gösterilir.
- Metin türü ve zaman karşılaştırılır
- Bir kabulün akademik makalede, haberde, köşe yazısında, romanda ya da başka türlerde ne kadar ağır taşındığı ve yıllar içinde yükselip yükselmediği yan yana görülür. Böylece bir kanının hangi söylem alanının doksası olduğu, hangi alanda söndüğü izlenebilir.
- Farklı sözcüklerdeki aynı kanı birleşir
- Aynı yargı çekirdeği (“Gelişme ve ilerleme iyidir”, “Önlem ve hazırlık gereklidir”) birbirinden uzak sözcüklerde çıktığında ortak çekirdek olarak bağlanır; bir kanının dilin ne kadar geniş bir bölümüne yayıldığı görünür olur.
- Sözcükler varlık türüne göre karşılaştırılır
- İnsanlar, hayvanlar, nesneler, yerler, olgular ve soyut kavramlar ayrı sınıflarda tutulur; hangi tür varlığın hangi kabul biçimiyle düşünüldüğü karşılaştırılabilir.
Nasıl hazırlanıyor?
Her söz, Bitigçi Derlemi’ndeki kullanımlarıyla okunur. Sözün çevresinde örtük kalan kabuller kısa birer yargı çekirdeği olarak adlandırılır ve derlemden tanık cümlelerle gösterilir. Her kabulün akıl yürütmesi açık bir mantık dizgesi olarak yazılır; karşı sesler ve kuramsal eleştiriler bu dizgenin karşısına konur. Kabullerin metin türlerindeki ve yıllar içindeki izi karşılaştırılır. İnceleme yapay zekâ desteğiyle yürütülür. Sözdoksa yeni sözlerle genişledikçe güncellenir; son güncellemenin tarihi sayfanın üstünde Türkiye saatiyle yazılıdır.
Sonuçlar nasıl okunur?
Arama kutusuna bir kavram ya da bir cümle yazıldığında sonuçlar sekmeler hâlinde gelir:
- Maddeler
- Sözün kartı: varlık türü, sözlük tanımı, sözün söylemde nasıl kurulduğunu özetleyen kısa bir metin ve kabuller. Tırnak içindeki önerme kabulün kendisidir. Rozetler kabul türünü, değer yönünü, örtüklük düzeyini, yaygınlığı, söylem çerçevesini ve tartışma durumunu gösterir. “Örtük öncül (entimem)” kutusu kabulü açık bir kıyas olarak yazar. Tanıklar derlemdeki cümlenin kendisidir; kırmızı kenarlı karşı sesler kabulü sorgulayan cümlelerdir. “Mantık dizgesi ve karşı çıkışlar” bölümü kabulün akıl yürütmesini ve ona yöneltilen itirazları açar.
- Karşı çıkışlar
- Aramadaki bütün karşı çıkışlar türüne, konumuna ve anlaşmazlık noktasına göre.
- Haritalar ve bulgular
- Sorgulanma ve örtüklük haritası, yargı çekirdeği ağı, varlık türü ile kabul türünün kesişimi ve en kök salmış kabuller.
- Metin türleri ve Akademik doksalar
- Kabulün türlere göre ağırlığı. Kaldıraç ×1 maddenin derlem ortalamasıdır; ×2 o türde iki kat sık, ×0,5 yarı sıklıkta taşındığını gösterir.
- Zaman serisi
- Kabulün akademik makalelerdeki ve basındaki yıllık seyri: yükselen, sönümlenen ya da durağan.
- Yargı çekirdekleri ve Sınıflama
- Aynı çekirdeğin hangi sözlerde çıktığı ve sözlerin varlık türlerine dağılımı.
Okurken dikkat edilecekler
- Betimleyici tutum: Sözdoksa bir yargının doğru ya da yanlış olduğuna karar vermez; yargının söylemde nasıl doğallaştığını, hangi çerçeveye yaslandığını ve neyi görünmez kıldığını gösterir.
- Tanıkların sahipliği: Tanık cümlelerdeki görüş, ifade ve içerikler kaynak metinlere aittir; Bitigçi’yi bağlamaz ve Bitigçi’nin görüşünü ya da tutumunu yansıtmaz.
- Derlemin bileşimi: Bitigçi Derlemi’nde akademik ve basın dili ağır basar; bir kabulün yaygınlığı, toplumdaki değil derlemdeki yaygınlığıdır.
Kaynakça
- Aristotle. (1984). Topics (W. A. Pickard-Cambridge, Trans.). In J. Barnes (Ed.), The complete works of Aristotle (Vol. 1, pp. 167–277). Princeton University Press.
- Aristotle. (2007). On rhetoric: A theory of civic discourse (G. A. Kennedy, Trans.; 2nd ed.). Oxford University Press.
- Barthes, R. (1957). Mythologies. Éditions du Seuil.
- Bourdieu, P. (1977). Outline of a theory of practice (R. Nice, Trans.). Cambridge University Press.
- Eemeren, F. H. van, & Grootendorst, R. (2004). A systematic theory of argumentation: The pragma-dialectical approach. Cambridge University Press.
- Fairclough, N. (2003). Analysing discourse: Textual analysis for social research. Routledge.
- Habermas, J. (1981). Theorie des kommunikativen Handelns (Bd. 1–2). Suhrkamp.
- Lakoff, G., & Johnson, M. (1980). Metaphors we live by. University of Chicago Press.
- Levinson, S. C. (1983). Pragmatics. Cambridge University Press.
- Plato. (1992). Republic (G. M. A. Grube, Trans.; C. D. C. Reeve, Rev.). Hackett.
- Pollock, J. L. (1987). Defeasible reasoning. Cognitive Science, 11(4), 481–518.
- Prakken, H. (2010). An abstract framework for argumentation with structured arguments. Argument & Computation, 1(2), 93–124.
- Stalnaker, R. (2002). Common ground. Linguistics and Philosophy, 25(5–6), 701–721.
- Toulmin, S. E. (1958). The uses of argument. Cambridge University Press.
- Walton, D., Reed, C., & Macagno, F. (2008). Argumentation schemes. Cambridge University Press.