sürmek

Bitigçi Sözlük Maddesi

sürmek

(-e, -i, tic., nsz., bit. b., -den)
· 18 meanings · 0 occurrences

Meanings

  1. 1.

    (-e, -i) At, araba vb. için yönetip yürütmek, sevk etmek

    • “Azapların güneş görmeyen, erkeklerden saklanan güzel kızları şimdi üstlerine eski elbiselerini giymişler, başlarına yırtık şallarını örtmüşler, kimisi araba sürüyor, kimisi yerde yürüyor.”— M. Ülküsal
  2. 2.

    Başlamış bir veya durum devam etmek

  3. 3.

    Önüne katıp götürmek

    • “Koyunları sürmek.”
  4. 4.

    Uzatmak, ileri doğru itmek

    • “Kahveyi ısıtıyor, suyu dolduruyor, cezveyi sürüyor, fincanı boşaltıyor.”— M. Ş. Esendal
  5. 5.

    Dokundurmak, değdirmek

    • “Yüzümü saçlarına sürmek için başımı eğdim.”— H. C. Yalçın
  6. 6.

    Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer veya ülkeye göndermek; nefyetmek

    • “Mütarekede İngilizler onu Malta'ya sürdüler.”— Y. Z. Ortaç
  7. 7.

    Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek

    • “Avucuna doldurup kokluyor; ensesine, şakaklarına, boynuna sürüyor.”— R. H. Karay
  8. 8.

    (tic.) Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak

    • “Satılamayan ne kadar bayat, bozuk mal varsa pansiyonerlere sürerler.”— H. R. Gürpınar
  9. 9.

    Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak

  10. 10.

    (-i) Herhangi bir durum içinde bulunmak

    • “Dört duvar arasında bir memur hayatı sürüyordu.”— Y. Z. Ortaç
  11. 11.

    (-i) Pulluk veya sabanla toprağı işlemek

    • “Öküzünün biri ölünce tarlasını süremedi.”— Ömer Seyfettin
  12. 12.

    (nsz.) Olmaya devam etmek

    • “Baygınlığım ne kadar sürdü bilmiyorum.”— A. Gündüz
  13. 13.

    (nsz.) Zaman geçmek

    • “Çok sürmez, her şey düzelir.”
  14. 14.

    (nsz.) Zaman almak

    • “Her odanın ziyareti bir saat sürmüştü.”— A. Haşim
  15. 15.

    (bit. b.) Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek

    • “Bu gölgeli yerlerde otlar bütün bir yaz mevsimi yeniden yeniye sürer, rutubetli toprakta bir bir arkasına yoncalar fışkırır, çayırlar kabarırdı.”— R. H. Karay
  16. 16.

    (nsz.) Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak

  17. 17.

    (-i, -den) Kovmak, kovalamak, uzaklaştırmak

  18. 18.

    Pencere, kafes kanatları bir tarafa iterek açmak veya kapamak

Compound Words

süreduran, süredurum, süregelmek, sürer durum, kuyruksüren

Entry history and citation

Loading the current content revision and documented editorial events.

Related Entries

The definition, field tag and the word family partnership are selected in the dictionary entry.

Computing the live valency profile

Scanning aligned surface-lemma sequences and complement patterns in T-BDLD.

Loading graph theory results

Calculating the word's connection network in the collection.

Context Dynamics

Cümle, belge, alan/tür ve sözdizimsel konum canlı hesaplanıyor.

Kaynak yayın tarihleri yükleniyor...

Loading corpus details

T-BDLD frequency, inflected form, field/structure data are being prepared.

%5
%5