Sorular ve Yanıtlar

Sözlük ve canlı derlem verisini birlikte açıklayan bilgi alanı

Bu bölüm sözlük maddeleri ve anlamları üzerine soruları; tanım, köken, çekimli biçim, bağlam, eş kullanım, değerlik, sözcük ağı ve yaşam eğrisi gibi konulardaki kaynaklı açıklama ve derlem çıkarımlarını bir araya getirir. Etimoloji Atlası, etimoloji kartları, tarihsel dönemler ve zaman kapsülünün nasıl kullanılacağını Özelliklerin Kullanımı bölümünde bulabilirsiniz.

Toplam soru
528
Maddebaşı
264
Anlam / tanım
264
Yeni madde sorusu
136
İncelenen madde
395
Yanıtları nasıl okumalı?

Sözlük özelliklerinin birlikte okunması

Maddebaşı, anlam, tanım, gönderme, köken, çekimli biçim, bağlam, alan ve tür yayılımı, eş kullanım, değerlik, hibrit sözcük ağı ve yaşam eğrisi birlikte değerlendirilir. Yeni eklenen sözcükler de yayımlanmış tanımlanabilirlik kanıtlarıyla bu kapsama girer.

Derlem kanıtı ve çıkarımlar

Geçiş sayısı ve derlem büyüklüğü güncel ölçümlerden okunur; yayım sırasında incelenmiş kanıttan gelen sayı ayrıca etiketlenir. Bağlamlar soruyu açıklayan sınırlı örneklerle sunulur. Çıkarımları kapsam ve sınırlılık bilgileriyle birlikte okuyun: derlemde gözlenen eğilimler değişmez dil bilgisi kuralları değildir.

15 soru ve yanıt

Süzgeçleri temizle
Maddebaşı Köken gül Gül çiçeğinin adı ile gülmek eylemi arasında bir bağ var mıdır?

Bitigçi'nin köken kayıtlarına göre yoktur. Gül adının köken kaydı Farsçaya işaret eder; gülmek eylemi için ise yabancı bir köken kaydı verilmez. İki sözcüğün aynı biçimde buluşması ortak bir kökten gelmez.

Gül maddesi sözlükte bitki bilimi alanında iki anlamla verilir: Rosa cinsinde yer alan, çoğu türü dikenli sürgünler taşıyan ve süs ile koku için yetiştirilen çalı ve bu çalının çoğunlukla hoş koku yayan, taçları katmerlenebilen çiçeği. Maddenin köken kaydı Farsça bir kaynak biçime işaret eder. Gülmek ise hoşa giden ya da tuhaf bir durum karşısında duygunun dışa vurulmasını anlatan eylemdir ve sözlükte yabancı bir köken kaydı taşımaz. Eylemin buyruk biçimi olan gül ile çiçek adı yazımda tümüyle aynıdır. Bu yüzden derlemdeki biçim listesinde güldü gibi eylem biçimleri de gül başlığı altında görünebilir; sayımda iki sözcük tam olarak ayrılamaz. Şiirde iki sözcüğün ses benzerliği zaman zaman söz oyunlarına konu olur ve açılan gül ile gülen bir yüz yan yana getirilir. Bu benzetme şairin ses yakınlığından yararlanmasıdır; sözlüğün köken kayıtları iki sözcüğü ayrı yollara bağlar.
Canlı geçiş
290811
Milyon başına
56.16
Tanıklı cümle
316928
Belge yayılımı
4478

Bağlam

Nar, bereketi ve güzelliği temsil ederken, gül de sevgiyi ve güzelliği simgeler.
Kıraç bir toprağı sulama kanalları açarak gül bahçesi haline getiren birisi, bu duygunun en canlı biçimini tadar.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, gül adı ile gülmek eyleminin köken kayıtlarını karşılaştırır ve iki sözcüğün sayımda neden karışabildiğini açıklar.

Sınırlılık: Yanıt Bitigçi'nin köken kayıtlarına dayanır; Farsçadaki kaynak biçimin tarihi ve sözcüğün Türkçeye geçiş yolu ele alınmaz.

Anlam / Tanım Tarihsel söz varlığı dayı Dayı bir zamanlar akrabalık adından başka hangi unvanların adıydı?

Osmanlı döneminde dayı, gemi reislerine, Yeniçeri zabitlerine ve Kuzey Afrika'daki bazı eyaletlerin yöneticisine verilen bir unvandı. Bitigçi bu son kullanımı tarih etiketli ayrı bir anlam olarak verir; Gülensoy'a göre söz Cezayir Arapçasına dāy biçimiyle geçmiştir.

İncelenen Bitigçi tanımı
Geçmişte Osmanlı Kuzey Afrikası’ndaki bazı eyaletlerde askerî çevrelerin seçerek öne çıkardığı yerel yönetici unvanı; ilgili: → yönetici.
Dayı, Bitigçi'de annenin erkek kardeşiyle başlayan yedi anlamlı bir maddedir. Bu anlamlardan biri okuru Kuzey Afrika'ya götürür: geçmişte Osmanlı'ya bağlı bazı eyaletlerde ordu çevrelerinin seçerek öne çıkardığı yerel yöneticinin unvanı. Etimoloji kartı, dayının Osmanlı döneminde akrabalık adı olmanın yanında gemici kıdemlilerine, Yeniçeri zabitlerine ve Cezayir'in yöneticisine verilen bir unvan olduğunu aktarır. Gülensoy'a göre söz bu yolla Cezayir Arapçasına dāy olarak geçmiştir. Bitigçi Osmanlı Türkçesi Sözlüğü aynı genişliği kendi tanımlarıyla gösterir. Sözlükte dayı annenin erkek kardeşidir; yaşlıca, gözü pek ve yiğit kimsedir; gemi kaptanı, reis ve süvaridir; Tunus ile Cezayir beylerine verilen unvandır; kabadayı ve külhanbeyidir. Bu anlamları birbirine bağlayan bir çizgi sezilebilir. Ailede dayı, kollayan ve arka çıkan büyük erkektir. Gemide ve ocakta bu güven, kıdemle birleşir; Kuzey Afrika'da ise bir yöneticinin unvanına dönüşür. Bugünkü sözlükte aynı çizginin başka ucu da görülür: dayının ağızlarda yürekli anlamı, mecazdaki kayırıcı anlamı ve argodaki kabadayı anlamı. Sözcüğün kendi kökeni orta güvenle açıklanır. Kart dayıyı, anne tarafından akraba anlamlı eski tağay ya da tay sözüne bağlar; söz Uygurca ve Karahanlıcada tağay, Dede Korkut Kitabı'nda ṭayı, Evliya Çelebi'de dayı biçimiyle geçer. Tietze bu konuda temkinlidir ve etimolojinin açıklanmadığını belirtir.
Canlı geçiş
69955
Milyon başına
13.5094
Tanıklı cümle
72968
Belge yayılımı
2126

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, dayı sözcüğünün Osmanlı dönemindeki unvan anlamlarını Bitigçi'nin tarih etiketli anlamı, etimoloji kartı ve Osmanlı Türkçesi Sözlüğü üzerinden anlatır.

Sınırlılık: Akrabalık adından unvana uzanan çizgi yanıtın yorumudur; kaynaklar bu geçişin nasıl gerçekleştiğini ayrıntılı açıklamaz. Derlemde bu tarih anlamı için uygun bir tümce bulunamamıştır.

Maddebaşı Türk dilleri kar Bazı Türk dillerinde yaş neden kar ile sayılır?

Kar, geçen bir kışın, dolayısıyla bir yılın işareti sayılmıştır. Bitigçi'nin etimoloji kartına göre Tuvaca ve Yakutçada kar 'yıl, yaş' anlamını da taşır; Kırgızcadaki eki kar baskan, sözcüğü sözcüğüne 'iki kar örtmüş', yani 'iki yaşında, pişkin' demektir.

Kar, Türk dillerinin hemen hepsinde yaşayan ve Eski Türkçeden bu yana biçimini pek değiştirmemiş ortak bir addır. Clauson sözcüğü sekizinci yüzyıl yazıtlarından başlayarak her dönemde gösterir; Kâşgarlı Mahmud da onu sözlüğünde bir düzineden fazla yerde kullanır. Kaynaklar ana biçimi uzun ünlülü *kār olarak kurar. Türkmencedeki gār, Halaççadaki qāar ve Yakutçadaki xār bu uzunluğu korur. Çuvaşçadaki yur ise baştaki k sesinin bu dilde y'ye döndüğünü gösterir. Sözcüğün en ilgi çekici yanı, bazı dillerde zamanı ölçmeye yaramasıdır. Etimoloji kartı, Tuvaca ve Yakutçada karın 'yıl, yaş' anlamına da geldiğini aktarır. Kırgızcadaki eki kar baskan anlatımı sözcüğü sözcüğüne iki kar örtmüş demektir ve iki yaşında, pişkin anlamında kullanılır. Kışların sayısı yılların sayısına dönüşmüş, karın yağışı bir hayvanın ya da bir insanın yaşını gösteren birime çevrilmiştir. Eren ve Stachowski sözcüğü *kā- köküne -r eki getirilerek kurulmuş sayar ve yağmur, sulu kar anlamlı kay sözünü de aynı köke bağlar; kart bu iç çözümlemenin bir varsayım olduğunu açıkça belirtir. Kar sözcüğü komşu dillere de geçmiştir; Gülensoy'a göre Kapadokya Rumcasında khiári biçimiyle yaşar. Bitigçi Türk Dilleri Sözlükleri sayfası da okura Türk dillerinin sözlüklerinde arama olanağı verir. Türkiye Türkçesinde ise sözcük meteorolojinin dilinde kalır; derlemde kar yağışı; kayak merkezlerini, yayla göçlerini ve kardan sonra ormana mantar toplamaya çıkanları anlatan haberlerde sık görülür.
Canlı geçiş
580267
Milyon başına
112.0583
Tanıklı cümle
542224
Belge yayılımı
5529

Bağlam

Kar yağışının ardından doğaseverler ve yöre halkı, kanlıca mantarı toplamak için ormanlık alanlara geldi.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, kar sözcüğünün Türk dillerindeki biçimlerini ve bazı dillerde kazandığı 'yıl, yaş' anlamını Bitigçi'nin etimoloji kartına dayanarak anlatır.

Sınırlılık: Kar ile yıl arasındaki bağın kış sayımından doğduğu açıklaması yanıtın yorumudur. Derlem sayımına şapkasız yazılan kâr ve karın sözcüğünün biçimleri de karışabilir.

Maddebaşı Köken taş Taşra sözcüğünün taşla bir akrabalığı var mı?

Bitigçi'nin etimoloji kartına göre yok. Clauson'a göre 'dış' anlamlı ayrı bir taş sözü vardı ve taşra ondan türemiştir. Kâşgarlı Mahmud iki sözü aynı yazsa da Türkmencedeki dāş 'taş' ile daş 'dış' ayrımı, kökende farklı söylendiklerini gösterir.

Taş, Türkçenin en eski ve biçimce en kararlı sözlerindendir; Kül Tigin Yazıtı'ndan Türkiye Türkçesine dek neredeyse hiç değişmemiştir. Ancak bu kararlılık bir eş yazılışı gizler. Kâşgarlı Mahmud, taş ile 'dış' anlamındaki sözü sözlüğünde aynı yazar. Clauson'a göre ikisi kökende farklı söyleniyordu ve bazı Türk dilleri bu farkı bugün de korur. Türkmencede taş dāş diye uzun ünlüyle, dış ise daş diye kısa ünlüyle söylenir. Yakutçada tās ile tas, Çuvaşçada çul ile tul aynı ayrımı sürdürür. Çuvaşçadaki l, Türkçedeki ş'nin bu dilde düzenli karşılığıdır. Stachowski taşı uzun ünlülü Ortak Türkçe *tāş biçimine götürür. Taşra ise 'dış' anlamlı sözden türemiştir. Bitigçi Osmanlı Türkçesi Sözlüğü bu bağı tanımında da açık eder: taşra önce bir şeyin dış tarafıdır, ardından başkent dışındaki yerlerdir. Bugünkü sözlükte taşra, merkezde toplanan yönetim ve kültür etkinliklerinden uzakta kalan bölgelerin adıdır. Yani sözcük hâlâ bir içerisi ile bir dışarısını karşı karşıya koyar. Derlemde de taşra çoğu zaman merkezle birlikte anılır: merkezden taşraya ve taşradan merkeze yapılan yolculukları karşılaştıran bir edebiyat incelemesi ya da taşradan şehir merkezlerine yönelen göçleri anlatan bir ekonomi yazısı bunun örnekleridir. Anadolu ağızları taş sözünden de canlı adlar türetmiştir. Gülensoy'a göre kekliğe taşatan, tahıldaki taşı ayıklayan kalbura taşgözer denir.
Canlı geçiş
824448
Milyon başına
159.2133
Tanıklı cümle
776704
Belge yayılımı
7093

Bağlam

Çünkü merkezden taşraya yapılan yolculuklarda genellikle birinci şahıs, taşradan merkeze yapılan yolculuklarda ise genellikle üçüncü şahıs anlatıcıların tercih edildiği görülmektedir.
Taşradan şehir merkezlerine sürekli göçler ile tüketim hacmi artmakta fakat üretim kaynakları daralmakta, sonuçta arz ve talep arasındaki denge darlık yönünde daha da kötüye doğru gitmektedir.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, taş ile 'dış' anlamlı eski taş sözünü Türk dillerindeki söyleyiş farklarıyla ayırır ve taşra sözcüğünün kökenini Bitigçi'nin etimoloji kartı ile Osmanlı Türkçesi Sözlüğü'ne dayanarak açıklar.

Sınırlılık: Bitigçi'de 'dış' anlamlı taş ayrı bir madde olarak yer almaz; bu söz yalnız etimoloji kartında ve taşranın kökeninde görünür. Uzun ünlülü biçimler kaynakların yeniden kurduğu biçimlerdir.

Maddebaşı Çok anlamlılık kapı Kapı sözcüğü bir yapının girişi dışında neleri adlandırır?

Bitigçi kapıya dokuz anlam verir. Yapının giriş boşluğu ve onu kapatan kanat ilk iki anlamdır. Sözcük oradan tavladaki haneye, para kazanılan iş yerine, Osmanlı yönetimindeki daireye, internet portalına ve kazanç ya da gider kaynağı olan mecaz kullanımlara uzanır.

Kapı, Bitigçi'de köken kaydı taşımayan, dokuz anlamlı bir maddedir. İlk iki anlam yapının kendisine aittir. Biri iç ile dış arasında yürüyerek geçmeye olanak veren boşluk, öbürü bu boşluğu açıp kapatan hareketli kanattır. Gündelik dil ikisini çoğu zaman ayırmaz: kapıyı açmak kanadı oynatmaktır, kapıdan geçmek boşluğu aşmaktır. Üçüncü anlam oyun masasına geçer. Tavlada aynı oyuncunun en az iki pulu bulunduğu için rakibin yerleşemediği hane kapıdır. Sözlük bu anlamı hane maddesine bağlar; kapı almak ya da kapı yapmak anlatımını da bir haneye üst üste iki pul getirip onu rakibe kapatmak diye tanımlar. Sözcüğün yapıdan gelen çağrışımı burada da korunur, çünkü kapısı kapalı bir haneye girilemez. Tavla sözcüğü de sözlükte iki ayrı maddedir: oyun İtalyanca tavola kaydıyla, at ahırı Arapça ṭavīle kaydıyla yer alır. Kalan anlamlar kapının bir kurumla, bir geçimle ya da bir ilişkiyle özdeşleşmesinden doğar. Hizmetinde bulunarak para kazanılan kişi, kurum ya da işletme kapıdır. Osmanlı yönetiminde bir hizmetin bağlı olduğu daire de bu adı taşır. Mecaz anlamlar arasında kişiye kazanç, yardım ya da iş olanağı sunan kaynak, karşılanması yeni harcama gerektiren yükümlülük ve ziyarete gidilen hane bulunur. Bilişimdeki anlamı sözlük portal maddesine gönderir. Derlem bu yelpazeyi yansıtır. Bir anlatıda çiftlik işçisi treylerinin kapısını kapatıp sürgüler; bir haberde ise kamunun milyonlarca kişiye iş kapısı olduğu yazılır. Aynı sözcük, birinde tahtadan bir kanadı, öbüründe bir geçim yolunu adlandırır.
Canlı geçiş
1201853
Milyon başına
232.0959
Tanıklı cümle
1160992
Belge yayılımı
6911

Bağlam

Çiftlik işçisi, treylerinin kapısını kapatıp sürgüledi.
Kurulu kapasitesi 80 megavat olacak santral, 12 kişiye iş kapısı açacak.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, kapı maddesinin dokuz anlamını yapı, oyun, iş yaşamı ve yönetim alanlarına göre açıklar ve tavla anlamını hane maddesiyle ilişkilendirir.

Sınırlılık: Sıklık sayımı kapının anlamlarını birbirinden ayıramaz. Derlemde tavla anlamı için uygun tümce bulunamadığından bu anlam yalnız sözlük tanımlarıyla anlatılmıştır.

Anlam / Tanım Tanım Bitigçi'ye yeni eklenen bal sirkesi Bal sirkesindeki sirke, bit sirkesindeki sirkeyle aynı sözcük müdür?

Hayır. Bitigçi'de iki ayrı sirke vardır: ekşi çeşni olan sirke Farsça kökenlidir, bit sirkesindeki sirke ise saç teline yapışan, bitin gelişmesini sağlayan küçük oval taneciktir. Yeni eklenen bal sirkesi ilk aileye girer: nektarın sulandırılıp mayalandırılmasıyla hazırlanan, asetik asit içeren ekşi çeşni.

İncelenen Bitigçi tanımı
Kovanda olgunlaşmış nektarın sulandırılıp mayalandırılmasıyla hazırlanan, asetik asit içeren ekşi çeşni.
Bal sirkesi, Bitigçi'ye yeni eklenen bir gıda terimidir. Sözlük onu kovanda olgunlaşmış nektarın sulandırılıp mayalandırılmasıyla hazırlanan, asetik asit içeren ekşi çeşni olarak tanımlar. Öbeğin ikinci parçası sözlükte iki ayrı maddeye karşılık gelir. Birinci sirke Farsça sirke kaydıyla yer alır: salatalara ve yemeklere ekşilik vermek için kullanılan ekşimiş üzüm, elma, limon gibi meyvelerin suyu. Sözlük bu sirkenin ailesini ayrıntılı biçimde kaydeder. Elma sirkesi ve üzüm sirkesi, meyve özündeki şekerin önce alkole, ardından asetik aside dönüşmesiyle oluşur; yine yeni eklenen gül sirkesi gül yapraklarıyla aromalandırılmış ekşi sıvıdır. Sirke ruhu doğrudan asetik aside gönderilir, sirke sineği ise laboratuvarlarda model olarak kullanılan küçük Drosophila türünü anlatır. İkinci sirke için sözlükte köken kaydı yoktur ve anlamı bambaşkadır: saç tellerine sıkıca yapışmış, bitin gelişmesini sağlayan küçük oval tanecik. Bit sirkesi birleşiği bu maddeye bağlanır. İki sözcük yalnız yazılışta buluşur. Bal sirkesi ise iki mutfak sözcüğünü birleştirir ve aynı anda iki tadı bir araya getirir: tatlının en bilinen adı, mayalanma sonucunda ekşi bir çeşniye dönüşür. Derlem terimin üreticilerin ve mutfak yazılarının dilinde yaşadığını gösterir: bir üretici bal sirkesinin satışını on beş on altı yıldır yaptığını anlatır, bir yazı da elma, çilek, enginar ve gül sirkeleri arasında bal sirkesini öne çıkarır. Sözcüğün sözlüğe alınması, bu anlamın düzenli kullanıldığının tanımlanabilirlik incelemesiyle doğrulanmasına dayanır.
İncelenen kanıt geçişi
69
Milyon başına
0.0133
Tanıklı cümle
69
Belge yayılımı
3
Tanımlanabilirlik: İncelendi ve onaylandı · 3 bağımsız çözümleme

Bağlam

Bal sirkesinin de satışını 15-16 senedir yapıyoruz.
Elma, çilek, enginar, inanamayacağınız kadar güzel kokusuyla gül, tam salatalarda kullanmalık reyhan ve ona haklı ününü getiren bal sirkesi.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, bal sirkesi maddesinin anlamını açıklar, sirke yazılışlı iki maddeyi köken ve anlamlarıyla ayırır ve sirke ailesinin öbür üyelerini gösterir.

Sınırlılık: Yanıt sirke üretiminin teknik ayrıntılarını ve sağlık etkilerini ele almaz. Sıklık sayımı bal ile sirkenin birlikte geçtiği balla sirke gibi anlatımları da içerir.

Anlam / Tanım Tanım sofra Halıdaki sofra motifi neyi anlatır?

Bitigçi sofranın bir anlamını halı bezemesi olarak verir: merkezde yuvarlak bir alan kaplayan, çiçeklerle işlenmiş süsleme. Ad, yere kurulan yuvarlak yemek düzeninin dokumanın ortasındaki görünümüne benzetilmesiyle anlaşılabilir.

İncelenen Bitigçi tanımı
Merkezde yuvarlak bir alan kaplayan, çiçeklerle işlenmiş halı bezemesi; ilgili: → motif.
Sofra, Bitigçi'de Arapça sufre kaydıyla yer alır ve anlamları yemek düzeninden bir dokuma süslemesine uzanır. İlk anlam öğün için tabakların, yiyeceklerin ve gereçlerin birlikte kullanıma sunulduğu düzendir. İkincisi bu düzenin çevresinde toplanan insanlardır; aynı öğünde bir araya gelip yiyip içen topluluk da sofradır. Üçüncüsü bir eşyadır: üstünde yemek yenmesi için yere yakın ayaklarla yükseltilmiş yuvarlak ahşap tabla. Dördüncü anlam ise bambaşka bir alana, dokumaya geçer: merkezde yuvarlak bir alan kaplayan, çiçeklerle işlenmiş halı bezemesi. Üçüncü ve dördüncü anlam arasındaki bağ görünüşte yatar. Yer sofrasında yuvarlak tabla odanın ortasına kurulur ve herkes onun çevresine oturur; halıdaki sofra bezemesi de dokumanın ortasında yuvarlak bir alan kaplar ve çevresindeki desenler onun etrafında düzenlenir. Sözlük bu benzetmeyi açıkça yazmaz, ama iki anlamın tanımı aynı biçimi paylaşır. Derlem bu bezemeyi halı ve dokuma incelemelerinde gösterir: kırmızı zeminin ortasında sofra motifi göbek biçiminde yer alır, sağ ve sol köşelerde gül motifleri bulunur. Bir başka çalışmada şilteleri muska, ibrik, üçgen ve koçboynuzu motifleriyle birlikte sofra motifleri süsler. Bir dokuma çözümlemesi de vurgunun sofralı kompozisyon şemasıyla sağlandığını anlatır. Sözlükteki motif maddesi bu kullanımı tamamlar: süslemede tek başına seçilebilen, tekrarlanarak ya da başka biçimlerle birleşerek deseni kuran küçük biçim.
Canlı geçiş
135104
Milyon başına
26.0906
Tanıklı cümle
131636
Belge yayılımı
3012

Bağlam

Ortada kırmızı zeminde ise sofra motifi göbek şeklinde, sağ ve sol köşesinde ise gül motifi yer almaktadır.
Genellikle şilteleri muska, ibrik, üçgen, koçboynuzu ve sofra motifleri bezer.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, sofra sözcüğünün halı bezemesi anlamını yemek düzeni ve yer sofrası anlamlarıyla ilişkilendirir ve dokuma incelemelerindeki kullanımını derlem örnekleriyle gösterir.

Sınırlılık: Bezemenin yer sofrasına benzetilmesi yanıtın yorumudur; sözlük bu bağı ayrıca açıklamaz. Halı desenlerinin yöresel çeşitleri ele alınmamıştır.

Maddebaşı Sözcük ağı pişkin Pişkin biri olgun mudur, yoksa utanmaz mı?

Sözlüğe göre ikisi de olabilir. Bitigçi pişkinin mecaz anlamlarından birini utanmaz, birini olgun maddesine bağlar; hangisinin kastedildiğini bağlam belirler. Derlem örneklerinde ağır basan, eleştiriye ve ayıplamaya aldırmayan yüzsüz kişidir.

Pişkin önce bir mutfak sözcüğüdür. Bitigçi'nin ilk iki anlamı yiyeceğe aittir: ısının etkisiyle içi çiğ kalmamış, yenmeye uygun kıvama erişmiş olan ve ateşte fazla bekletilmeden yumuşayıp yenmeye elverişli hâle gelen. Sözcüğün insana uzanan üç mecaz anlamı ise iki ayrı yöne ayrılır ve sözlüğün ilişki ağında bu ayrım açıkça görülür. Bir kol utanmaz maddesine bağlanır: başkalarının tepkisine ya da görgü beklentilerine aldırmadan çıkarını rahatça sürdüren kişi. Pişkinlik maddesi de bu kolu izler ve kişinin eleştiri ya da ayıplama karşısında rahatsızlık duymadan yüzsüzce davranmasını anlatır. Öbür kol olgun maddesine bağlanır. Olgun da sözlükte önce meyvenin dalında yenmeye hazır duruma gelmesini, ardından mecazla deneyiminden yararlanarak güç durumlarda dengeli davranan kişiyi anlatır. İki kolun ortak kaynağı aynı imgedir: ateşte ya da zamanda yeterince kalmış, işlenmiş, hamlığını yitirmiş olmak. Bu işlenmişlik bir kişide deneyim ve sağduyu olarak görülürse olgunluk, hiçbir şeyden etkilenmeyen bir yüzsüzlük olarak görülürse pişkinlik sayılır. Pişmek eylemi de aynı ikiliği taşır; sözlüğe göre tekrarlanan deneyimlerle işin güçlüklerini aşacak beceriyi edinmek de pişmektir. Derlemde bir anlatıcı aralarında piştiğini ve birçok şeyi hoşgörür olduğunu söyler. Ama pişkin sıfatının derlem örneklerinde utanmazlık kolu açıkça öndedir: birinin yaptıkları karşısında bu kadar pişkin olmasına dayanamamak, pişkin pişkin gülümsemek, pişkin bir ifade takınmak. Olgun anlamı ise daha çok eski ve yazınsal metinlerde görülür. Sözlükteki altıncı anlam bu imgeyi tarlaya taşır: tarım yayınlarında pişkin fide, fidelikte zor koşullara alıştırılmış, gövdesi bükülünce kırılmayan ve tarlaya dikilmeye hazır fidedir; bir kaynak onu parmağa dolanınca kırılmayan fide diye tanımlar.
Canlı geçiş
7075
Milyon başına
1.3663
Tanıklı cümle
7396
Belge yayılımı
1969

Bağlam

Hiçbir şekilde pişmanlık duymuyordu ama bütün bu yaptıkları karşısında bu kadar pişkin olmasına dayanamadım.
Tarihi ile, felâket ve saadetleri ile, medeniyet ve kültürünün eskiliği ile daha ziyade pişkin olan avrupalının ferdî kudret ve kabiliyeti, genç tecrübesiz ve asabının tahammül derecesi henüz imtihandan geçmemiş olan amerikalınınkinden daha yüksek tahmin edilmektedir.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, pişkin sıfatının yemekle ilgili anlamlarını ve sözlüğün utanmaz ile olgun maddelerine bağladığı iki mecaz kolunu derlem örnekleriyle karşılaştırır.

Sınırlılık: Mecaz kolların hangisinin daha yaygın olduğu ölçülmemiştir; yargı derlem örneklemine dayanır. Tarım anlamının derlem tanıkları birkaç tarım yayınıyla sınırlıdır.

Anlam / Tanım Tanım iki dirhem bir çekirdek İki dirhem bir çekirdek deyiminde dirhem ve çekirdek neyi tartar?

İkisi de eski birer ağırlık ölçüsüdür. Bitigçi dirhemi yaklaşık 3,2 gramlık bir kütle birimi, çekirdeği de kuyumculukta beş santigrama eşit bir ölçü olarak verir. Deyim, giyimi bu incelikte tartılmışçasına özenli olan kişiyi anlatır.

İncelenen Bitigçi tanımı
çok güzel ve özenli giyinmiş
İki dirhem bir çekirdek, Bitigçi'de çok güzel ve özenli giyinmiş anlamıyla yer alır. Deyimin iki parçası bugün çoğumuzun ağırlık ölçüsü olarak tanımadığı sözcüklerdir, ama sözlük ikisini de bu anlamda kaydeder. Dirhem, Osmanlı tartımlarında dört yüz adedi bir okka eden ve yaklaşık 3,2 grama denk gelen kütle birimidir. Çekirdek ise sözlükteki anlamlarından birine göre kuyumculukta kullanılan ve beş santigrama eşit olan ağırlık ölçüsüdür. Yani deyim çok küçük iki ölçüyü yan yana getirir: dirhem birkaç gramlık, çekirdek ise gramın yirmide biri kadar bir ağırlıktır. Deyimin mantığı bu incelikle açıklanabilir. Kuyumcunun terazisi en küçük farkı bile gösterir; iki dirhem bir çekirdek giyinmiş biri, her ayrıntısı bu duyarlılıkla tartılmış, hiçbir yanı eksik ya da fazla olmayan biri gibidir. Bu okuma deyimin parçalarından çıkarılan bir yorumdur; sözlük deyimin oluşumunu açıklamaz. Dirhemin ölçü olarak kullanımı derlemdeki eski metinlerde hâlâ izlenebilir: eski ilaç tariflerinde iki dirhem ayva özü ya da dörder dirhem gül gibi miktarlar sıralanır. Deyimin bugünkü kullanımında ise ölçü bütünüyle geri çekilir ve yalnız giyim kalır: iki dirhem bir çekirdek yaşlı bir adam, yağmurluğuyla iki dirhem bir çekirdek gelen bir kadın, sabah evden iki dirhem bir çekirdek çıkan biri. Böylece unutulmaya yüz tutmuş iki ağırlık ölçüsü, bir deyimin içinde korunarak dilde yaşamayı sürdürür.
İncelenen kanıt geçişi
0
Milyon başına
0.0
Tanıklı cümle
—
Belge yayılımı
—

Bağlam

İki dirhem bir çekirdek yaşlı bir adam bana yaklaştı ve ziyaretimin sebebini sordu.
Beline deri kemerini bağlamış, yakalarını kaldırdığı yağmurluğuyla iki dirhem bir çekirdek gelirken, olgun ve kadınsı bir görünüm sunmaktaydı.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, iki dirhem bir çekirdek deyimini oluşturan dirhem ve çekirdek sözcüklerinin ağırlık ölçüsü anlamlarını ve deyimin özenli giyim anlamıyla ilişkisini açıklar.

Sınırlılık: Deyimin oluşumu sözlükte açıklanmaz; ölçüler ile özenli giyim arasındaki bağ bir yorum olarak sunulmuştur. Ölçülerin değerleri yalnız sözlükteki tanımlara dayanır.

Anlam / Tanım Anlam ayrımı düzine Düzine on iki tane demekse düzinelerce neden kesin bir sayı bildirmez?

Çünkü Bitigçi düzineye on iki birimlik bütün anlamının yanında sayısı belirgin biçimde fazla olan anlamını da verir. Düzinelerce, düzineyi bir ölçü olarak değil, bir çokluk göstergesi olarak kullanır: sayılabilecekten fazla, ama sayılmamış bir topluluk.

İncelenen Bitigçi tanımı
Sayısı belirgin biçimde fazla bulunan; ilgili: → topluluk.
Düzine, Bitigçi'de İtalyanca dozzina kaydıyla yer alır ve ilk anlamıyla kesin bir ölçüdür: bir arada sayılan, türdeş on iki birimlik bütün. Bir düzine yumurta, iki düzine çatal ya da bir düzine gül bu anlamı taşır; alışverişte on iki tane birlikte satılır ve sayılır. Sözlüğün ikinci anlamı ise bu kesinliği bırakır: sayısı belirgin biçimde fazla bulunan. Düzinelerce biçimi bu anlamın en yaygın taşıyıcısıdır. Düzinelerce kitap yazmak, düzinelerce model ya da düzinelerce kişi dendiğinde kimse on iki ile çarpılmış bir sonuç beklemez; anlatılan, sayının birkaç taneyi açıkça aştığıdır. Bu kullanım, -lerce ekinin sayı adlarıyla kurduğu dizide yer alır: onlarca, yüzlerce, binlerce, milyonlarca. Sözlük milyonlarca maddesinde bu dizinin işleyişini açıkça söyler: sözcük kesin sayımın sonucunu değil, niceliğin yüksekliğini öne çıkarır. Düzinelerce bu dizide onlarca ile yüzlerce arasında bir yere yerleşir gibidir, ama sınırları kesin değildir. Derlemde düzinelerce, yalın düzineden sonra en sık geçen biçimdir; bu da sözcüğün bugünkü kullanımında çokluk anlamının en az ölçü anlamı kadar güçlü olduğunu gösterir. Düzinenin bir yanı daha dikkat çeker: Türkçede onluk sayma düzeni egemen olduğu hâlde, on iki birimlik bu ölçü alışverişte ve gündelik dilde yerini korumuştur. Ölçü olarak kullanıldığında kesin, çokluk olarak kullanıldığında yaklaşık olan bu sözcük, bir sayının dilde iki ayrı işe koşulabildiğini gösterir.
Canlı geçiş
24578
Milyon başına
4.7464
Tanıklı cümle
24326
Belge yayılımı
6076

Bağlam

Kullanılan düzinelerce model olmasına karşın optik ilkeler aynıdır.
Üretken kariyeri boyunca bilim, teknoloji, feminizm, iklim değişikliği ve antropoloji gibi kesişen çalışma alanlarını bir araya getiren düzinelerce kitap ve makale yazdı.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, düzine sözcüğünün on iki birimlik ölçü ve çokluk anlamlarını, düzinelerce biçimini ve -lerce ekli öbür sayı sözleriyle ilişkisini açıklar.

Sınırlılık: Yanıt düzinelerce ile onlarca ve yüzlerce arasındaki büyüklük farkını ölçmez; biçimlerin sıklık sırası derlemin bugünkü bileşimine bağlıdır.

Anlam / Tanım Anlam ayrımı bayat Bayat espri derken bir şakanın bayat olması ne demektir?

Güncelliğini, etkisini yitirmiş ve çok söylenmiş olması. Bitigçi bayata taze olmayan anlamının yanında bu mecaz anlamı da verir; bayat espri, herkes önceden duyduğu için artık güldürmeyen şakadır.

İncelenen Bitigçi tanımı
Güncelliğini, önemini, özelliğini yitirmiş, çok söylenmiş
Bayat sözcüğünün ilk anlamı mutfaktandır: taze olmayan. Bayat ekmek, bayat yemek ya da bayat peynir, zamanla tazeliğini yitirmiş yiyeceklerdir. Bitigçi sözcüğe ikinci bir anlam daha verir: güncelliğini, önemini, özelliğini yitirmiş, çok söylenmiş. Bu mecaz anlam yiyecekle söz arasında bir benzerlik kurar. Ekmek zamanla sertleşip lezzetini yitirdiği gibi, bir şaka da çok anlatıldıkça şaşırtma gücünü kaybeder; çünkü espriyi güldüren şeyin bir bölümü beklenmedik olmasıdır. Derlemde bu anlamın örnekleri özellikle espri ve şaka sözcükleriyle görülür. Tümceler çoğu zaman dinleyenin tepkisini de anlatır: birkaç kişi bayat espriye homurdanarak yanıt verir; bazıları ise en bayat espriye bile gülmeye alışmıştır. Bayatın bu anlamı da zamanla ilgilidir: söz eskidikçe bayatlar, yeni olan ise tazedir. Bayat haber de aynı mantıkla kurulur; artık herkesin bildiği, yeniliğini yitirmiş bir haberdir. Derlemdeki bir başka tümce bu anlamı bir vazgeçme anlatımında kullanır: iğneli nüktelerden ve bayat şakalardan vazgeçmenin zamanı gelmiştir. Böylece mutfağın sözcüğü, sözün de bir tazelik süresi olduğunu anlatmak için kullanılır.
Canlı geçiş
18256
Milyon başına
3.5255
Tanıklı cümle
19662
Belge yayılımı
6430

Bağlam

Tabii o adamlar en bayat espriye bile gülmeye şartlanmış.
Belki artık iğneli nüktelerden ve bayat şakalardan vazgeçmenin zamanı gelmişti.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, bayat sözcüğünün güncelliğini yitirmiş ve çok söylenmiş anlamını, taze olmayan anlamıyla kurduğu benzerliği ve derlemdeki kullanımlarını açıklar.

Sınırlılık: Yanıt bayat sözcüğünün mecaz anlamlarının sıklığını ölçmez; anlam sözlükteki tanımla ve derlemdeki kullanımlarla sınırlıdır.

Anlam / Tanım Anlam ayrımı diken Hayatımızdaki “diken” neyi anlatır?

Bu mecaz anlamda diken, kişinin huzurunu bozan ya da ilerlemesini sürekli güçleştiren durum veya kişidir; sözlük bu anlamı engel maddesine bağlar.

İncelenen Bitigçi tanımı
Kişinin huzurunu bozan veya ilerlemesini sürekli güçleştiren durum ya da kişi; ilgili: → engel.
Diken maddesinin ilk anlamı bitkilerin ya da hayvanların dış yüzeyinde gelişen, temas edene batabilen sivri ve dayanıklı uzantıdır; ikinci anlam bu uzantıları taşıyan bitkiyi adlandırır. Üçüncü anlam ise mecazdır: kişinin huzurunu bozan ya da ilerlemesini sürekli güçleştiren durum veya kişi. Mecazın gücü dikenin iki özelliğinden gelir. Diken küçüktür, ama batar; ve bir kez battığında insan onu unutamaz. Bu yüzden diken benzetmesi büyük bir yıkımı değil, sürekli rahatsız eden, bir türlü geçmeyen bir sıkıntıyı anlatır. Diken gibi batmak ya da yürekte diken kalmak gibi anlatımlar bu kalıcı rahatsızlığı dile getirir. Dikensiz gül olmaz atasözü ise dikenle gülü yan yana getirir: her güzel şeyin bir zahmeti ya da kusuru da olabileceğini hatırlatır. Diken burada yalnız bir engel değil, güzelliğin bedeli olarak da görünür.
Canlı geçiş
61008
Milyon başına
11.7816
Tanıklı cümle
54098
Belge yayılımı
2869

Bağlam

Yüreğinde diken gibi bir şey kalmıştı, acısı çabuk geçeceğe benzemiyordu.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, diken sözcüğünün kişinin huzurunu bozan durumu ya da kişiyi anlatan mecaz anlamını açıklar.

Sınırlılık: Canlı geçiş sayısı sözcüğün bitki anlamlarını da kapsar; mecaz anlamın derlemdeki payı ayrıca ölçülmez.

Maddebaşı Değerlik gülmek Birine gülmek ile biriyle gülmek arasında ne fark vardır?

Yönelme durumuyla kurulan birine gülmek, sözlükte biriyle alay etmek anlamına gelir; birliktelik bildiren biriyle gülmek ise sevinci ve hoş vakti paylaşmayı anlatır. Tamlayıcı değişince eylemin yönü de değişir.

Sözlük gülmek eyleminin temel anlamını nesnesiz olarak verir; insan hoşuna ya da tuhafına giden bir durum karşısında duygusunu çoğu zaman sesli biçimde dışa vurur. İkinci anlam mutlu, sevinçli zaman geçirmeyi, eğlenmeyi anlatır. Aynı maddede yönelme durumuyla kurulan ayrı bir anlam vardır: birine gülmek, onunla alay etmektir. Burada -e eki gülmenin yöneldiği hedefi gösterir ve hedef bir kişi olduğunda gülme bir değerlendirmeye, çoğu zaman da küçümsemeye dönüşür. Birliktelik bildiren -le ise hedef değil ortak gösterir; biriyle gülmek, ikinci anlamdaki sevince ortak olmaktır. Aynı eylem, aldığı tamlayıcıya göre birini dışarıda bırakan ya da birini içine alan bir anlam kazanır. Değerlik ölçümünde yönelme ve birliktelik bağlantıları ayrı ayrı görünür; yönelme daha sık, birliktelik daha seyrektir. Derlemdeki bir tanıkta onlarla birlikte güldüm ama pek onlarla gülmedim denmesi, -le ile kurulan gülmenin yüzeyde paylaşılan bir gülüş ile içten bir katılım arasındaki farkı bile anlatabildiğini gösterir. Haline gülmek gibi kalıplar ise yönelme durumunun gülmeyi bir kişiye değil, bir duruma da yöneltebildiğini anlatır.
Canlı geçiş
343579
Milyon başına
66.3503
Tanıklı cümle
321077
Belge yayılımı
5068
Değerlik: 72 çözümlenen kullanım, yüksek

Bağlam

Gardiyanlar bize gülüyor, subayların ırgat işi yapamayacağını söylüyorlardı.
Bazılarını izledim, onlarla birlikte güldüm, yine de nedense pek onlarla gülmedim.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, gülmek eyleminin yönelme ve birliktelik tamlayıcılarıyla kazandığı farklı anlamları açıklar.

Sınırlılık: Değerlik ölçümü sınırlı sayıda çözümlenmiş tümceye dayanır ve anlamları ayırmaz; alay anlamının her bağlamda bulunduğu ileri sürülmez.

Maddebaşı Çok anlamlılık ağ Bir spor sahasındaki ağ ile veri ağı arasındaki anlam ilişkisi nedir?

İlkinde fiziksel bir örgü, ikincisinde bağlı birimler arasında aktarım sağlayan düzen vardır; bağlantı düşüncesi iki kullanımı ilişkilendirir.

Topun ağlara gönderildiği cümlede topu tutan maddi bir nesne anlaşılır. Verilerin işlendiği ve gönderildiği ağda ise aygıtlar veya başka sayısal birimler arasındaki ilişkiler söz konusudur. Benzer örgülenme düşüncesi, nesnenin malzemesinin de aynı olduğu anlamına gelmez. Doğru tanım, cümlede bağlanan şeylerin ne olduğuna bakılarak seçilir.
Canlı geçiş
782915
Milyon başına
151.1927
Tanıklı cümle
737913
Belge yayılımı
5810

Bağlam

Cumhuriyeti maçında da topu ağlara gönderiyor ve 75. dakikada aradaki farkı bire indiriyoruz.
Yine bu dijital yapı, veri ağında bulunan bilgilerin işlenmesini ve gönderilmesini mümkün kılmaktadır.
Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Açıklama, mevcut fiziksel ve sayısal anlamları seçili spor ve veri aktarımı bağlamlarıyla karşılaştırır.

Sınırlılık: Sözcüğün toplam geçiş sayısı bu iki anlamın ayrı ayrı sıklığı olarak yorumlanamaz.

Anlam / Tanım Tanım Bitigçi'ye yeni eklenen ondalık gösterim Ondalık gösterim tanımında virgülün yanında basamak değerlerinin de açıklanması neden gereklidir?

Çünkü virgül yalnız tam ve kesir bölümlerini ayırır; sağdaki her rakamın onda bir, yüzde bir veya daha küçük hangi değeri taşıdığını konumu belirler.

İncelenen Bitigçi tanımı
Kesirli bir sayıyı tam bölüm ile onda birden başlayarak küçülen basamakları virgülle ayıran ve her rakamın değerini on tabanındaki konumuna göre belirleyen yazım biçimi.
Bir yazım biçimini yalnız virgül kullanımıyla açıklamak, farklı tabanlarda veya yalnız ayırıcı işaret içeren dizilerle arasındaki matematiksel farkı göstermezdi. On tabanında virgülün sağındaki ilk yer bir bütünün onda birini, sonraki yer yüzde birini temsil eder ve bu düzen her adımda on kat küçülerek sürer. Tanım bu konumsal değeri belirterek gösterimin sayısal işleyişini açıklar. Böylece kavram, bir noktalama tercihi olmaktan çıkıp kesirli büyüklükleri yazma sistemi olarak sınırlandırılır.
Canlı geçiş
828
Milyon başına
0.1599
Tanıklı cümle
158
Belge yayılımı
40
Tanımlanabilirlik: İncelendi ve onaylandı · 3 bağımsız çözümleme

Bağlam

Her rasyonel sayının bir ondalık gösterimi bulunmakta ve rasyonel sayıların virgül (,) ile ifade edilmesi basamak kavramı temeli ile açıklanmaktadır.
Ayrıca, ondalık gösterimli ve basamak sayısı fazla olan sayıları içeren çok adımlı işlemlerde dikkat ve işlem hataları yaptıkları belirlenmiştir.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt matematik tanımındaki ayırıcı işaret, on tabanı ve konumsal basamak değeri ilişkisini açıklar.

Sınırlılık: Farklı ülkeler ondalık ayırıcı olarak nokta kullanabilir; işaret değişse de basamak sisteminin matematiksel ilkesi değişmez.