Sorular ve Yanıtlar

Sözlük ve canlı derlem verisini birlikte açıklayan bilgi alanı

Bu bölüm sözlük maddeleri ve anlamları üzerine soruları; tanım, köken, çekimli biçim, bağlam, eş kullanım, değerlik, sözcük ağı ve yaşam eğrisi gibi konulardaki kaynaklı açıklama ve derlem çıkarımlarını bir araya getirir. Etimoloji Atlası, etimoloji kartları, tarihsel dönemler ve zaman kapsülünün nasıl kullanılacağını Özelliklerin Kullanımı bölümünde bulabilirsiniz. Her kartta sorunun eklenme tarihi, kayıt sonradan güncellendiyse ya da düzeltildiyse güncelleme tarihi de yer alır; liste en son eklenen ya da güncellenen kayıttan başlayarak yeniden eskiye sıralanır.

Toplam soru
814
Maddebaşı
408
Anlam / tanım
406
Yeni madde sorusu
136
İncelenen madde
673
Yanıtları nasıl okumalı?

Sözlük özelliklerinin birlikte okunması

Maddebaşı, anlam, tanım, gönderme, köken, çekimli biçim, bağlam, alan ve tür yayılımı, eş kullanım, değerlik, hibrit sözcük ağı ve yaşam eğrisi birlikte değerlendirilir. Yeni eklenen sözcükler de yayımlanmış tanımlanabilirlik kanıtlarıyla bu kapsama girer.

Derlem kanıtı ve çıkarımlar

Geçiş sayısı ve derlem büyüklüğü güncel ölçümlerden okunur; yayım sırasında incelenmiş kanıttan gelen sayı ayrıca etiketlenir. Bağlamlar soruyu açıklayan sınırlı örneklerle sunulur. Çıkarımları kapsam ve sınırlılık bilgileriyle birlikte okuyun: derlemde gözlenen eğilimler değişmez dil bilgisi kuralları değildir.

Tarihler ve sıralama

Eklendi tarihi sorunun ilk yayımlandığı anı, Güncellendi tarihi kaydın en son yeniden yazıldığı anı Türkiye saatiyle gösterir. Güncelleme bir bağlam tümcesinin yenilenmesi, bir yazım ya da içerik düzeltmesi veya kanıt sayılarının tamamlanması olabilir; yalnız eklenme tarihi görünen kayıt yayımlandığı gibi durmaktadır. En yeni sıralaması en son eklenen ya da güncellenen kaydı başa alır, Eklenme tarihine göre sıralama yalnız ilk yayım tarihine bakar.

Arama ve süzgeçler

Arama yapıldığında önce madde başı sorgunun kendisi olan kayıtlar, sonra sorguyla başlayan öbek madde başları, sonra sorguyu anahtar sözcük olarak taşıyan kayıtlar gelir; her kümenin içinde sıra yine yeniden eskiyedir. Türkçe ve ASCII yazımlar ile şapkalı ve şapkasız biçimler aynı sonucu verir. Sözlük özelliği süzgeci köken, ağız sözlüğü ya da eş yazım gibi tek bir inceleme türünü ayırır; yeni soru turları Bitigçi'de Yeni günlüğünde de duyurulur.

Yazım düzeni

Yanıtlarda ele alınan söz ile öteki dil örnekleri eğik ve renkli yazılır; anlamlar tek tırnak içinde verilir (‘akciğer’ gibi). Yanıtın en önemli bulguları vurgulu gösterilir. Bu işaretler yalnız okumayı kolaylaştırır; arama ve kopyalanan metin düz yazıyla çalışır.

10 soru ve yanıt

Süzgeçleri temizle
Anlam / Tanım Tanım sofra Halıdaki sofra motifi neyi anlatır? Eklendi:

Bitigçi sofranın bir anlamını halı bezemesi olarak verir: merkezde yuvarlak bir alan kaplayan, çiçeklerle işlenmiş süsleme. Ad, yere kurulan yuvarlak yemek düzeninin dokumanın ortasındaki görünümüne benzetilmesiyle anlaşılabilir.

İncelenen Bitigçi tanımı
Merkezde yuvarlak bir alan kaplayan, çiçeklerle işlenmiş halı bezemesi; ilgili: → motif.
Sofra, Bitigçi'de Arapça sufre kaydıyla yer alır ve anlamları yemek düzeninden bir dokuma süslemesine uzanır. İlk anlam öğün için tabakların, yiyeceklerin ve gereçlerin birlikte kullanıma sunulduğu düzendir. İkincisi bu düzenin çevresinde toplanan insanlardır; aynı öğünde bir araya gelip yiyip içen topluluk da sofradır. Üçüncüsü bir eşyadır: üstünde yemek yenmesi için yere yakın ayaklarla yükseltilmiş yuvarlak ahşap tabla. Dördüncü anlam ise bambaşka bir alana, dokumaya geçer: merkezde yuvarlak bir alan kaplayan, çiçeklerle işlenmiş halı bezemesi. Üçüncü ve dördüncü anlam arasındaki bağ görünüşte yatar. Yer sofrasında yuvarlak tabla odanın ortasına kurulur ve herkes onun çevresine oturur; halıdaki sofra bezemesi de dokumanın ortasında yuvarlak bir alan kaplar ve çevresindeki desenler onun etrafında düzenlenir. Sözlük bu benzetmeyi açıkça yazmaz, ama iki anlamın tanımı aynı biçimi paylaşır. Derlem bu bezemeyi halı ve dokuma incelemelerinde gösterir: kırmızı zeminin ortasında sofra motifi göbek biçiminde yer alır, sağ ve sol köşelerde gül motifleri bulunur. Bir başka çalışmada şilteleri muska, ibrik, üçgen ve koçboynuzu motifleriyle birlikte sofra motifleri süsler. Bir dokuma çözümlemesi de vurgunun sofralı kompozisyon şemasıyla sağlandığını anlatır. Sözlükteki motif maddesi bu kullanımı tamamlar: süslemede tek başına seçilebilen, tekrarlanarak ya da başka biçimlerle birleşerek deseni kuran küçük biçim.
Canlı geçiş
136627
Milyon başına
25.9086
Tanıklı cümle
131636
Belge yayılımı
3012

Bağlam

Ortada kırmızı zeminde ise sofra motifi göbek şeklinde, sağ ve sol köşesinde ise gül motifi yer almaktadır.
Genellikle şilteleri muska, ibrik, üçgen, koçboynuzu ve sofra motifleri bezer.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, sofra sözcüğünün halı bezemesi anlamını yemek düzeni ve yer sofrası anlamlarıyla ilişkilendirir ve dokuma incelemelerindeki kullanımını derlem örnekleriyle gösterir.

Sınırlılık: Bezemenin yer sofrasına benzetilmesi yanıtın yorumudur; sözlük bu bağı ayrıca açıklamaz. Halı desenlerinin yöresel çeşitleri ele alınmamıştır.

Maddebaşı Tarihsel söz varlığı buğday Buğday tanesi ekmekten başka hangi ölçünün adı olmuştur? Eklendi:

Ağırlık ölçüsünün. Bitigçi Osmanlı Türkçesi Sözlüğü buğday için miskalin yetmiş ikide biri değerindeki ağırlık birimini de kaydeder; etimoloji kartı da eski metinlerde ‘buğday tanesi kadar’ benzetmesinin geçtiğini gösterir.

Bitigçi buğday maddesinde iki anlam verir: Triticum cinsinde yer alan, başağındaki nişastalı taneleri için yetiştirilen bir yıllık çimensi tarla bitkisi ve hasatta elde edilip un, bulgur ve benzeri gıdalara dönüştürülen ürün. Bitigçi Osmanlı Türkçesi Sözlüğü üçüncü bir anlam ekler: miskalin yetmiş ikide biri değerinde ağırlık ölçüsü birimi. Etimoloji kartı da tanenin küçüklüğüne dayanan ‘buğday tanesi kadar’ benzetmesini eski metinlerden kaydeder. Buğday yalnız terazide değil gökyüzünde de yer bulmuştur: Kutadgu Bilig'de buğday başı, Başak burcunun adıdır. Clauson eski metinlerde buğday eŋlü ‘buğday benizli, esmer’ kullanımını da not eder. Kartın benimsediği görüşe göre söz Ortak Türkçeye dek geri götürülür ve Uygur metinlerinden bu yana kesintisiz kullanılır; daha eski kökeni ise bilinmez. Komşu dillere Türkçeden geçmiştir: ETDES'e göre Moğolca buγudai, Macarca búza ve Sırpça bògda bu sözün alıntılarıdır. Anadolu ağızlarında buğda biçimi on dokuz ilde kayıtlıdır. Derlemde buğdayın eşleri üretimden sofraya uzanır; buğday üretimi, buğday unu ve ekmeklik buğday öbekleri başta gelir. Derlemdeki bir tümceye göre günümüz buğday çeşitlerinin çoğu ekmeklik ve makarnalık diye iki geniş gruba ayrılır.
Canlı geçiş
180718
Milyon başına
34.2696
Tanıklı cümle
165052
Belge yayılımı
2522
Serbestlik: %95.8 · serbest

Bağlam

Günümüz buğdayının 25.000 farklı çeşidinin çoğu, ekmeklik buğday ve makarnalık buğday olarak adlandırılan iki geniş gruba ayrılıyor.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, buğday sözcüğünün ağırlık ölçüsü anlamını Osmanlı Türkçesi Sözlüğü ve etimoloji kartıyla gösterir; Başak burcu adını, komşu dillere geçişini ve derlemdeki eşlerini açıklar.

Sınırlılık: Ağırlık biriminin hangi alanlarda ve hangi dönemlerde kullanıldığı bu yanıtta araştırılmamıştır. Sözün daha eski kökeni üzerine kartta anılan zayıf görüşler ele alınmamıştır.

Maddebaşı Türetme tarla Tarlanın adında hangi tahıl saklıdır? Eklendi:

Darı saklıdır. Tarla, Eski Türkçe tarıg ‘ekin, tahıl’ adından -la- ve -g ekleriyle kurulan tarıglag ‘ekili yer’ sözünün kısalmış biçimidir; tarıg ise bugün darı olarak yaşar.

Bitigçi tarla maddesinde iki anlam verir: çevresindeki araziden sınırlarıyla ayrılan, ürün yetiştirmeye uygun kara alanı ve mecazla midyenin ya da istiridyenin bol bulunduğu, üretildiği deniz alanı. Etimoloji kartına göre söz, ‘ekin, tahıl’ anlamındaki tarıg adına önce addan fiil yapan -la-, ardından fiilden ad yapan -g ekinin getirilmesiyle kurulmuştur: tarıglag ‘ekili yer’. ETDES, Stachowski, Gülensoy, Clauson ve Räsänen bu çözümlemede birleşir. Söz yüzyıllar içinde aşınmıştır: Karahanlı Türkçesinde tarıġlaġ, Harezm Türkçesinde tarlag, Osmanlı Türkçesinde tarla. Kök ise başka bir yoldan bugüne ulaşmıştır; Oğuz kolunda tarıg, ses değişmeleriyle darı olmuştur. Tarla, adını üzerinde yetişen ekinden alır. Kart, sözü taramak fiiline bağlayan eski açıklamayı zayıf sayar. Tarlanın mecaz yolu da eskidir: Uygur metinlerinde ‘erdem tarlası’ geçer, Kutadgu Bilig ise dünyayı insanın ne ekerse yarın onu biçeceği bir tarla olarak anar. Kâşgarlı Mahmud sözü ‘ekili tarla’ diye açıklar. Söz Macarcaya da tarló biçimiyle geçmiştir. Bugün derlemde tarlanın en güçlü eşleri tarla bitkileri, tarlada çalışan ve buğday tarlası öbekleridir. Tarladan sofraya öbeği ise gıdanın üretimden tüketime uzanan yolculuğunu anlatan tümcelerde sık geçer.
Canlı geçiş
213414
Milyon başına
40.4697
Tanıklı cümle
208642
Belge yayılımı
3978
Serbestlik: %87.6 · serbest

Bağlam

Tarladan sofraya uzanan gıda zincirinde enerji ve suyun verimli kullanılması, maliyetleri azaltırken gıda kayıplarını önlemede de önemli rol oynuyor.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, tarla sözcüğünün tarıg ‘ekin’ adından türeyişini etimoloji kartıyla açıklar; darı ile akrabalığını, eski mecaz kullanımlarını ve derlemdeki eşlerini gösterir.

Sınırlılık: Tarıg adının daha eski kökeni ve tarı- fiiliyle ilişkisi bu yanıtta ayrıntılı tartışılmamıştır. Kartta sıralanan lehçe biçimleri ele alınmamıştır.

Maddebaşı Eş yazım bez Sofrayı sildiğimiz bezle boynumuzdaki bezlerin ortak bir atası var mı? Eklendi:

Yok; ikisi ayrı sözlerdir. Kumaş olan bez Bitigçi'nin köken kaydında Arapça bezz sözüne, salgı yapan bez ise Arapça beyz sözüne bağlanır; Türkçede iki ayrı söz aynı yazılışta buluşmuştur.

Bitigçi'de iki ayrı bez maddesi vardır. Birincisi pamuk ya da keten ipliğinden üretilen dokuma, bir kumaş parçası ya da çaputtur; köken kaydı onu Arapça bezz sözüne bağlar. İkincisi biyolojiye aittir: içinden geçen kandan ya da öz sudan bazı maddeleri ayırarak salgı oluşturan organdır ve köken kaydında Arapça beyz sözüne bağlanır. İki söz bugün aynı biçimde yazılır ve okunur, ama farklı kaynaklardan gelir. Bitigçi Osmanlı Türkçesi Sözlüğü ayrımı anlamaya yardım eder. Bu sözlükte bez, tıpta boyunda ya da koltuk altında bulunan deri altındaki şişkinliktir; ayrı bir beyz maddesi ise Arapça ‘yumurta’ anlamını ve atların ayaklarında çıkan yumurta büyüklüğündeki şişi kaydeder. İki kayıt yan yana okunduğunda, salgı bezinin adının yumurtaya benzeyen bir şişkinlik imgesine dayandığı düşünülebilir. Derlem iki bezi dengeli biçimde kullanır. En güçlü eşler arasında bez parçası, bez bebek, bez torba ve gazlı bez gibi kumaş öbekleriyle tiroid bezi, salgı bezleri, tükürük bezleri ve ter bezleri gibi anatomi öbekleri yan yana durur. Bir tümce, tükürük bezlerinin baş ve boyun bölgesine yerleştiğini ve konuşmaya, tat almaya, sindirime yardım ettiğini anlatır. Aynı yazılışın iki dünyası böylece mutfaktan biyoloji kitabına uzanır. Anadolu ağızları bu iki sözün yanına başkalarını da ekler. Türkiye Türkçesi Ağız Sözlüğü ve Atlası'na göre bez Gaziantep, Hatay ve Mersin'de ‘yalnız, sadece’ anlamında kullanılır; yakın biçimli beze ise birçok ilde yufka açılmadan önce hamurun ayrıldığı toparlakların adıdır.
Canlı geçiş
98135
Milyon başına
18.6094
Tanıklı cümle
93560
Belge yayılımı
3215
Serbestlik: %90.9 · serbest

Bağlam

Tükürük bezleri baş boyun bölgesine yerleşmiş konuşma, tat alma, sindirime yardımcı olan ve ağız ile yutak bölgesinin nemliliğini sağlayan sıvılar salgılayan bezlerdir.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, bez sözcüğünün kumaş ve salgı organı anlamlarının iki ayrı maddeye ve iki ayrı Arapça kaynağa dayandığını köken kayıtları ve Osmanlı Türkçesi Sözlüğü ile açıklar; derlemdeki dengeyi eş kullanım ölçüleriyle gösterir.

Sınırlılık: Salgı bezi adının yumurta imgesine dayandığı, iki sözlük kaydının yan yana okunmasından çıkan bir yorumdur. Bez için etimoloji kartı bulunmamaktadır.

Maddebaşı Köken göz Göz ile köz bir zamanlar aynı biçimde mi söyleniyordu? Eklendi:

Evet. Eski Türkçede hem görme organı hem de kor parçası köz diye söylenirdi; Clauson iki ayrı köz kaydeder. Oğuz kolunda organ adının ön sesi yumuşayıp göz oldu, ateş parçası ise köz olarak kaldı.

Göz, Ana Türkçedeki *köz sözcüğünden gelir ve sekizinci yüzyıldan beri kesintisiz tanıklanır. Kül Tigin Yazıtı'nda közi kaşı, yani gözü kaşı söyleyişi geçer; Eski Uygur ve Karahanlı metinlerinde de sözcük köz diye yazılır. Kâşgarlı Mahmud'un sözlüğünde yetmişten fazla yerde kullanılır. Clauson, görme organı anlamlı bu sözün yanında aynı sesle söylenen ikinci bir köz kaydeder: kor, yanan ateş parçası. İki sözün yolları Oğuz kolunda ayrılmıştır. Organ adının ön sesi yumuşayarak göz oldu ve bu biçim Anadolu'da on dördüncü yüzyıldan beri kullanılıyor. Ateş parçası ise eski sesini korudu; Bitigçi'de köz bugün küçük kor parçası diye tanımlanır, közlemek ve közleme de ondan gelir. Bu ikizlik, sofraya gelen bir yiyeceğin adını da ilgilendirir. Etimoloji kartının aktardığına göre bir kaynak, gözleme adını görme organına değil köz sözüne bağlar ve ağızlardaki közleme sözünü, yani közde pişmiş et ya da hamur işini, aynı kökten sayar. Bu bir görüştür; ama sözlüğün kendi düzeni de iki gözlemenin ayrı olduğunu gösterir. Bitigçi'de gözlemek işi olan gözleme ile ince hamurdan yapılan yassı yiyecek olan gözleme ayrı maddelerdir. Gözün kendi anlam ağı da geniştir. Tietze'ye göre delik, bölme ve tomurcuk gibi anlamlar organ adının genişlemesidir; Bitigçi bunları on üç anlam içinde sıralar. Derlem iki yolu da görünür kılar: kış akşamlarında közde pişirilen kestaneler bir yanda, köyde kahvaltıya gelen gözlemeler öbür yanda durur.
Canlı geçiş
3422593
Milyon başına
649.027
Tanıklı cümle
3277153
Belge yayılımı
8438

Bağlam

Özellikle sobada ve közde pişirilerek tüketilen kestane, kış aylarının vazgeçilmez lezzetleri arasında yer alıyor.
Yaz tatili için geldikleri köylerinde anneannelerinin yaptığı gözlemeleri, yağları, reçelleri ve yoğurdu kahvaltıda yiyorlardı.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, göz ile köz sözcüklerinin ortak söyleyişten ayrılışını, gözleme adı üzerine etimoloji kartında aktarılan görüşü ve göz maddesinin anlam genişliğini anlatır.

Sınırlılık: Gözleme adının köz sözüne bağlanması tek bir kaynağın görüşüdür; Bitigçi bu konuda kesin bir köken kaydı vermez. Sıklık sayımı göz ile köz sözcüklerini ayrı sayar.

Anlam / Tanım Tanım lokma Lokma takımındaki lokmanın yemekle ne ilgisi vardır? Eklendi:

Sözlük bu bağı açıklamaz, ama ad büyük olasılıkla biçim benzerliğinden gelir. Bitigçi lokmanın teknik anlamını, somun ya da cıvata başını içine alıp bir kol yardımıyla döndüren değiştirilebilir metal yuva olarak verir; tek seferde ağza alınan küçük parça gibi, bu yuva da kolun ucuna takılan küçük, tıkız bir parçadır.

İncelenen Bitigçi tanımı
Somun veya cıvata başını içine alıp bir kol yardımıyla döndürerek gevşeten ya da sabitleyen değiştirilebilir metal yuva; ilgili: → anahtar.
Lokma, Bitigçi'de Arapça luḳme kaydıyla yer alır ve beş anlam taşır. İlki mutfağındır: çiğnemek ya da yutmak üzere tek seferde ağza alınan yemek miktarı. İkincisi lokma tatlısına gönderilir; sözlük bu tatlıyı mayalı hamurdan kızartılmış, şerbeti içine çeken gözenekli minik ikramlık olarak tanımlar. Dördüncü anlam genel olarak yemeğe, beşincisi mecazla paylaşılmak ya da ele geçirilmek istenen ve çoğu kez hak edilmemiş sayılan kazanca gönderilir. Üçüncü anlam ise atölyeye aittir: somun ya da cıvata başını içine alıp bir kol yardımıyla döndürerek gevşeten ya da sabitleyen değiştirilebilir metal yuva. Sözlükte bu yuvanın kullanıldığı araç da ayrı bir maddedir. Lokma anahtar, ucu farklı ölçülerdeki çokgen somun başlarına geçirilebilen, döndürme koluyla kullanılan ve bağlantı elemanını çevresinden kavrayan anahtardır. Bir somunu çevresinden saran bu küçük parçanın adı, ağza alınan küçük parçanın adıyla aynıdır; aradaki bağı sözlük açıklamaz, ama iki nesnenin de küçük, tıkız ve tek parça olması benzetmeyi kolay anlaşılır kılar. Derlemde bu teknik anlam en çok lokma takımı anlatımıyla yaşar ve özellikle bisiklet ve araç bakımı yazılarında görülür. Bir pedalın göbeğindeki vidaları sıkmak için lokma takımı gerekir; bir ayna kolunu çıkarmak için içindeki vida lokma takımının uygun anahtarıyla sökülür; tamirhanelerde büyük anahtarlar ve lokma takımlarıyla uğraşılır. Böylece aynı sözcük sofrada bir ısırığı, atölyede bir alet parçasını adlandırır.
Canlı geçiş
35298
Milyon başına
6.6936
Tanıklı cümle
33780
Belge yayılımı
8742

Bağlam

Bisikletin sol tarafındaki ayna kolu çıkarmak için önce içindeki vidayı lokma takımının uygun anahtarı ile söküyoruz.
Hatta birkaç araç tamirhanesinde de büyük anahtarlar ve lokma takımlarıyla uğraştık tamirci dostlarla.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, lokma sözcüğünün teknik anlamını lokma anahtar maddesiyle birlikte açıklar ve mutfaktaki anlamlarıyla ilişkisini derlemdeki lokma takımı örnekleriyle gösterir.

Sınırlılık: Teknik anlamın oluşumu sözlükte açıklanmaz; biçim benzerliği yanıtın yorumudur. Sıklık sayımı lokmanın anlamlarını birbirinden ayıramaz.

Maddebaşı Yeni eklenen sözcük Bitigçi'ye yeni eklenen hindiba kahvesi Hindiba kahvesinde kahve var mıdır? Eklendi:

Hayır. Bitigçi'ye yeni eklenen hindiba kahvesi, hindiba bitkisinin kavrulup öğütülmüş köklerinden hazırlanan, kafein içermeyen koyu renkli içecektir. Adını içindeki kahveden değil, kahveye benzeyen rengi, hazırlanışı ve gördüğü işten alır.

Hindiba kahvesi, Bitigçi'ye yeni eklenen bir içecek adıdır. Sözlük onu Cichorium intybus bitkisinin kavrulup öğütülmüş köklerinden hazırlanan, kafein içermeyen koyu renkli içecek olarak tanımlar. Tanım adındaki ilginç çelişkiyi de ortaya koyar: kahve maddesinin bitkiyle, taneyle ve içecekle ilgili anlamlarının hepsi Coffea bitkisine bağlıdır; hindiba kahvesinde ise bu bitkiden hiçbir şey yoktur. Ad bir benzetmeyle kurulmuştur. Kökler kahve çekirdekleri gibi kavrulup öğütülür, ortaya çıkan içecek kahve gibi koyu renklidir ve sofrada kahvenin yerini tutar. Derlemdeki bir tümce bu işlevi tarihsel bir çerçevede anar: Kıta Ablukası döneminde öne çıkan ikame kahvelerden biri hindiba kahvesidir. Sözlükteki ikame maddesi tam bu durumu anlatır: eksilen ya da kullanım dışı kalan bir ögenin işlevini üstlenmek üzere seçilmiş olan. Hindiba maddesinin kendisi de ayrıca ilgi çekicidir. Bitigçi hindibayı Arapça hindibāʾ kaydıyla verir ve yaprakları haşlanarak salata gibi yenebilen, birkaç yıllık otsu bir bitki olarak tanımlar; tanımdaki bilimsel ad Cichorium endivia'dır. İçecek ise aynı cinsin bir başka türü olan Cichorium intybus'un köklerinden yapılır. Yani yaprağı salatada, kökü fincanda kullanılan iki akraba bitki aynı adı paylaşır. İçeceğin kafeinsiz oluşu da sözlükteki kafeinsiz maddesiyle uyumludur: uyarıcı etki yapan kafein maddesi bulunmayan. Derlemde terim seyrektir ve çoğunlukla yalın biçimiyle geçer. Sözcüğün sözlüğe alınması, bu anlamın düzenli kullanıldığının tanımlanabilirlik incelemesiyle doğrulanmasına dayanır.
İncelenen kanıt geçişi
48
Milyon başına
0.0091
Tanıklı cümle
48
Belge yayılımı
3
Tanımlanabilirlik: İncelendi ve onaylandı · 3 bağımsız çözümleme

Bağlam

7 Kıta ablukası döneminde öne çıkan ikame kahvelerden biri de hindiba kahvesi olmuştur.
Her ne kadar doğal bir içecek olsa da hindiba kahvesi herkes için ideal olmayabilir.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, hindiba kahvesi maddesinin anlamını kahve, hindiba, ikame ve kafeinsiz maddeleriyle karşılaştırır ve adın benzetmeye dayanan yapısını açıklar.

Sınırlılık: Yanıt içeceğin sağlık etkilerini ve tarihsel üretimini ele almaz; anlam sözlükteki tanımla ve derlemdeki kullanımlarla sınırlıdır. Bitki türleri yalnız sözlük tanımlarındaki bilimsel adlara dayanır.

Maddebaşı Yeni eklenen sözcük Bitigçi'ye yeni eklenen gizli tuz Gizli tuz hangi yiyeceklerde saklanır? Eklendi:

Tuzluğun dışında: ekmekte, peynirde, işlenmiş ette, hazır yemekte ve sosta. Bitigçi'ye yeni eklenen gizli tuz, sofrada ayrıca eklenmediği için kişinin aldığı miktara katmayı gözden kaçırabildiği, hazır ya da işlenmiş gıdaların yapısındaki sodyum klorürdür.

Gizli tuz, Bitigçi'ye yeni eklenen bir beslenme terimidir. Sözlük onu hazır ya da işlenmiş gıdaların yapısında bulunan ve sofrada ayrıca eklenmediği için kişinin aldığı miktara katmayı gözden kaçırabildiği sodyum klorür olarak tanımlar. Terimdeki gizli sözcüğü saklanmış bir depoyu değil, fark edilmeyişi anlatır. Tuz ortadadır; ekmeğin, peynirin, işlenmiş etin ya da hazır çorbanın içindedir, ama tuzluktan dökülmediği için hesaba katılmaz. Bu yüzden terim, tuzun sözlükteki ilk anlamıyla doğrudan ilişkilidir: yemeğe keskin tadını veren, başlıca sodyum klorürden oluşan madde. Değişen, maddenin kendisi değil, onun nereden geldiğidir. Derlem terimin hangi bağlamda doğduğunu açıkça gösterir. Beslenme ve sağlık metinlerinde günlük tuz sınırının yalnızca yemeğe eklenen tuzu değil, ekmek, peynir, işlenmiş et, hazır yemek, sos ve atıştırmalıklardaki gizli tuzu da kapsadığı vurgulanır. Bir başka tümce birçok ülkede tuzun fazla tüketilmesinin nedenini işlenmiş gıdalardaki gizli tuz miktarına bağlar; bir haber de hazır gıdaların içerdiği gizli tuza dikkat edilmesi gerektiğini aktarır. Derlemde terim seksenden fazla kez yalın biçimiyle, birkaç kez de gizli tuza, gizli tuzun ve gizli tuzlar biçimleriyle geçer; yani bir kalıp hâlinde kullanılır, sözcükleri birbirinden kolayca ayrılmaz. Sözcüğün sözlüğe alınması, bu anlamın birbirinden bağımsız kaynaklarda düzenli kullanıldığının tanımlanabilirlik incelemesiyle doğrulanmasına dayanır.
Canlı geçiş
114
Milyon başına
0.0216
Tanıklı cümle
113
Belge yayılımı
3
Tanımlanabilirlik: İncelendi ve onaylandı · 3 bağımsız çözümleme

Bağlam

Bu sınıra yalnızca yemeklere eklenen tuz değil; ekmek, peynir, işlenmiş et, hazır yemek, sos ve atıştırmalıklardaki " gizli tuz " da dahil ediliyor.
Birçok ülkede tuzun fazla kullanımının nedeni, işlenmiş gıdalardaki gizli tuz miktarları.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, gizli tuz maddesinin anlamını, gizli sözcüğünün bu öbekteki işlevini ve terimin derlemdeki beslenme ve sağlık bağlamlarını açıklar.

Sınırlılık: Yanıt tuz tüketimiyle ilgili sağlık önerilerini değerlendirmez; anlam sözlükteki tanımla ve derlemdeki kullanımlarla sınırlıdır.

Maddebaşı Alan ve tür yayılımı tuz Kimyacının tuzu ile sofradaki tuz aynı şey midir? Eklendi:

Sofra tuzu bir tuzdur, ama her tuz sofra tuzu değildir. Bitigçi'nin ilk anlamı yemeğe tat veren sodyum klorürü, ikinci anlamı ise artı ve eksi yüklü iyonlardan kurulu bütün kimyasal bileşikleri anlatır; İngiliz tuzu ve bakır tuzu bu ikinci kümeye girer, limon tuzu ise adına karşın bir asittir.

Bitigçi tuz için iki anlam verir ve ikisine de kimya etiketi koyar. İlki mutfağın tuzudur: yemeğe kendine özgü keskin tadı veren, başlıca sodyum klorürden oluşan kristalli madde. İkincisi kimyanın tuzudur: elektrikçe nötr bir bütün oluşturan artı ve eksi yüklü iyonlardan kurulu kimyasal bileşik. İki anlam arasındaki ilişki bir kapsama ilişkisidir. Sodyum klorür de iyonlardan kurulu bir bileşiktir, dolayısıyla sofradaki tuz kimyacının tuzlarından yalnızca biridir. Sözlük bu ayrımı birleşiklerde de gösterir. Sofra tuzu, temel bileşimi sodyum klorür olan ve gerektiğinde iyot eklenen mutfak tuzudur; sodyum klorür maddesi de doğrudan tuza gönderilir. İngiliz tuzu, sözlüğe göre magnezyum sülfattır; bakır tuzu göz taşına gönderilir. İkisi de sodyum klorür değildir, ama kimyanın tuzlarındandır ve ikinci anlamın genişliğini gösterir. Bazı adlar ise bu düzenin dışına çıkar: tuz ruhu sözlüğe göre hidroklorik asittir, limon tuzu da ekşi tat veren organik bir asittir. Yani adında tuz geçen her madde tuz değildir. Derlemde iki anlam yan yana yaşar. Kimya metinlerinde fenol tuzları, diazonyum tuzları ya da bitkilerin besin tuzları geçer; gündelik metinlerde sofra tuzunun ne sodyumun ne de klorun özelliklerini taşıdığı, iki atomun kenetlenerek yükü olmayan bir bileşik oluşturduğu anlatılır. Tuzun sözlükteki deyimleri ise bütünüyle sofraya aittir: tuzu kuru biri geçim sıkıntısı çekmeyen kişidir; tuz ekmek hakkı ise görülen ikram karşılığında duyulan vefa borcudur. Sıklık sayımına bakarken bir uyarı gerekir: tuzla biçimi tuz ile kurulan anlatımların yanında İstanbul'un Tuzla ilçesini ve tuz çıkarılan yer anlamındaki tuzla sözcüğünü de içine alır.
Canlı geçiş
192935
Milyon başına
36.5863
Tanıklı cümle
176618
Belge yayılımı
3114

Bağlam

Fark edebileceğiniz gibi her gün kullandığımız sofra tuzu ne sodyumun ne de klorun özelliklerini taşıyor.
Çalışmada kullandığımız fenol tuzlarının tümü tarafımızdan hazırlanarak su-etanol karışımından kristallendirilmiştir.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, tuz sözcüğünün mutfak ve kimya anlamlarını kapsama ilişkisiyle açıklar, birleşiklerini ve deyimlerini gösterir ve sıklık sayımına karışan tuzla biçimine dikkat çeker.

Sınırlılık: Alan dağılımı ve sıklık sayımı iki anlamı birbirinden ayıramaz; tuzla biçimine yer adı ve tuz çıkarılan yer anlamındaki tuzla da karışır. Birleşiklerin kimyasal bileşimleri ayrıntılı incelenmemiştir.

Maddebaşı Anlam ayrımı ekmek Tohum ekmek ile yediğimiz ekmek aynı sözcük müdür? Eklendi:

Hayır. Bitigçi'de toprağa tohum atmayı anlatan ekmek eylemi ile tahıl unundan yapılan ekmek adı iki ayrı maddedir; yazılışları aynı, görevleri ve anlamları farklıdır.

Eş yazımlı sözcükler aynı harflerle yazılıp ayrı anlam ve dil bilgisi görevi taşıyan sözcüklerdir; sözlük onları ayrı maddelerde verir. Ekmek bunun gündelik dildeki en tanıdık örneklerinden biridir. Bir maddede ekmek mastar ekiyle biten bir eylemdir; ek- köküne -mek eki getirilmiştir ve bir bitkiyi üretmek için toprağa tohum atmayı, toprağı ekip biçmek için kullanmayı anlatır. Öbür maddede ekmek bir addır; tahıl unundan yapılan hamurun fırında, sacda ya da tandırda pişirilmesiyle elde edilen yiyeceği ve insanı geçindiren işi, kazancı anlatır. İki sözcüğün eş yazımlılığı çekimde hemen bozulur: eylem ekti, ekiyor, ekecek gibi biçimlere girer, ad ise ekmeği, ekmekçi, ekmeksiz gibi biçimler alır. Tümcedeki görev, hangisinin kastedildiğini çoğu zaman açıkça gösterir; tohum, toprak ve tarla eylemi, fırın, dilim ve sofra ise adı çağrıştırır.
Canlı geçiş
355593
Milyon başına
67.4312
Tanıklı cümle
325693
Belge yayılımı
4961

Bağlam

Sen yere bir tohum ek de, bunun sırrını anla ve insafa gel.
Her solukta iyilik tohumunu ek; mercimeği bile ekmeden biçemezsin.

İlgili sözlük aramaları

Kapsam ve sınırlılık

Kapsam: Yanıt, eylem olan ekmek ile ad olan ekmeğin sözlükte neden ayrı maddeler olduğunu ve çekimde nasıl ayrıldığını açıklar.

Sınırlılık: İki sözcüğün tarihsel ilişkisi burada ele alınmaz; canlı geçiş sayısı eylem maddesine bağlanır ve eş yazımlı adın geçişlerini tümüyle ayıramayabilir.