hava
Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı
Hava, Arapça hawāʾ ‘hava’ sözünden alınmıştır (Tietze, Stachowski, Räsänen). Anadolu'daki ilk tanık XIII. yüzyılda Yusuf u Züleyhâ'dadır: havadan kuşlar gelip konar. XIV. yüzyılda Harezm ve Kıpçak metinlerinde söz hem ‘gök, hava boşluğu’ hem ‘havanın durumu’ anlamıyla görülür; Codex Cumanicus yağmurlu havadan söz eder. Meninski (1687) sözü hevā söyleyişiyle ‘rüzgâr’ karşılığı verir. Kâmûs-ı Türkî ‘şarkı, çalgı makamı’ anlamının dilimize özgü olduğunu belirtir; ‘ruh hâli, ortam’ gibi anlamlar sonradan gelişmiştir. Kutadgu Bilig'deki hava ise ‘nefsin arzusu’ anlamındadır; Tietze bu anlamı ayrı bir madde olarak verir.
- 13. yy. · Eski Anadolu Türkçesi: hava
- 14. yy. · Harezm Türkçesi: hava
- 14. yy. · Kıpçak Türkçesi: hava
- 15. yy. · Eski Anadolu Türkçesi: havā
- 15. yy. · Çağatay Türkçesi: havā
- 17. yy. · Osmanlı Türkçesi: hevâ
- 19. yy. · Osmanlı Türkçesi: hava ~ havâ
- 20. yy. · Osmanlı Türkçesi: havā
- 20. yy. · Türkiye Türkçesi: hava