açmak

Bitigçi Sözlük Maddesi

açmak

(-i, -e, nesnesiz, tıp, bilişim, hukuk, oyun, mecaz, eskimiş)
· 35 anlam
  1. 1.

    (-i) Kapıyı, pencereyi, kapağı ya da sürgülü bir kanadı menteşesi üzerinde çevirerek, iterek, kaydırarak veya kilidini çözerek yerinden oynatmak, ardındaki bölüme girip çıkmaya, içindekine uzanıp erişmeye olanak vermek.

  2. 2.

    Kitap, şemsiye, yelpaze, harita, zarf ya da paket gibi dürülmüş, bükülmüş veya bir kılıfa, ambalaja konmuş şeyin kıvrımlarını düzleştirip sargısını, mührünü çözerek içini ve yüzeyini göz önüne sermek, okunur ya da işe yarar kılmak.

  3. 3.

    Kolları, bacakları, parmakları, göz kapaklarını ya da yan yana dizili nesneleri iki yana, birbirinden ötesine doğru ayırıp aradaki mesafeyi büyütmek, bitişik duran parçalar arasında geniş bir aralık bırakmak.

  4. 4.

    Giysiyle örtülü tuttuğu kolunu, göğsünü, başını ya da gizli kalmış herhangi bir şeyi üstündekini sıyırarak veya kaldırarak meydana koymak, o güne dek gözlerden ve bilgiden uzak duranı başkalarının görüp tanıyacağı biçimde sergilemek.

  5. 5.

    Yumak, çile ya da olta misinası gibi birbirine dolanmış iplikleri, düğümlenmiş uçları tek tek ayırıp gevşetmek, karışıklığı gidererek ucundan çekildiğinde rahatça salınıp sarılabilecek, işe koşulabilecek bir düzene sokmak.

  6. 6.

    (tıp) Hekimlikte çıban, apse ya da cerahat toplamış bir şişliği neşter, bistüri gibi keskin bir araçla yarıp deşerek içinde birikmiş irini, kanı dışarı boşaltmak ve dokunun temizlenip iyileşmesine yol vermek.

  7. 7.

    Kazma, kürek, matkap ya da iş makinesiyle toprağın, kayanın, duvarın içini oyup kazıyarak kuyu, hendek, tünel, delik veya kanal meydana getirmek, suyun geçeceği ya da içine bir şey konacak bir boşluk elde etmek.

  8. 8.

    Bitişik iki oda arasındaki duvarda, bir çitte ya da dağ, orman gibi aşılması güç bir yerde yeni bir kapı, geçit, tünel veya yaya ve taşıt yolu yaparak önceden bağlantısı kurulmamış iki yanı birbirine ulaştırmak.

  9. 9.

    Kireç, çamur, pıhtı ya da atıkla dolup tıkanmış boruyu, lağımı, gideri, burun deliğini veya damarı temizleyerek içinden su, hava, kan gibi akışkanların eskisi gibi rahatça akıp gitmesine imkân tanımak.

  10. 10.

    Kar, çığ, moloz, barikat ya da devrilmiş ağaç yüzünden gidiş gelişe kapanmış bir kara yolunu, geçidi greyderle, kürekle veya kalabalığı dağıtarak temizleyip taşıtların ve yayaların yeniden geçebileceği duruma getirmek.

  11. 11.
    Yeni

    (mecaz) (Karar, yasa, gelişme ya da kişi) bir girişimin, sürecin veya bir kimsenin ilerlemesini tıkayan yasal, siyasal, mali engelleri ortadan kaldırıp o işin yürümesine, o kişinin yol almasına olanak hazırlamak.

  12. 12.
    Yeni

    (-e) Kapalı tutulan ya da yasakla korunan bir yolu, köprüyü, müzeyi veya araziyi resmî kararla ya da engeli kaldırarak belli bir kullanıma, örneğin trafiğe, ziyarete, imara, yapılaşmaya sunmak, orayı o amaçla serbestçe yararlanılabilir duruma getirmek.

  13. 13.

    Bir meydanın, yolun ya da anıtın çevresini sıkıştıran yapıları, duvarları kaldırıp sınırlarını geriye iterek orayı genişletmek, daha çok yer kazanıp hem gidiş gelişi hem de uzaktan görünüşü rahatlatmak.

  14. 14.

    (-i) Bir konuğa, bir işe ya da bir tartışmaya evinde, programında, bütçesinde veya sayfasında belli bir yer, süre, pay ayırıp onu bu amaca tahsis etmek, yalnız o iş ya da konuk yararlansın diye hazırlayıp beklemede tutmak.

  15. 15.

    Radyoyu, televizyonu, lambayı, klimayı ya da musluğu, vanayı düğmesine basarak, şalterini kaldırarak veya çevirerek çalıştırmak, cihazdan ses, görüntü, ışık almayı ya da tesisattan su, gaz akıtmayı başlatmak.

  16. 16.
    Yeni

    (bilişim) Bilişimde bir belgeyi, klasörü, uygulamayı, web sayfasını ya da video, dizi gibi bir içeriği tıklayarak veya komut vererek başlatıp monitöre yansıtmak, üzerinde okuma, izleme, düzenleme yapılabilecek biçimde kullanıcının erişimine bırakmak.

  17. 17.

    Boyaya, saça ya da kumaşa beyaz katarak, ağartıcı sürerek veya karışımın oranını değiştirerek tonunu hafifletmek, koyu bir rengi daha uçuk, daha aydınlık ve göze yumuşak gelen bir görünüme kavuşturmak.

  18. 18.

    (nesnesiz) (Ağaç, fidan ya da gonca) mevsimi gelince kat kat kıvrık duran renkli taç parçalarını dışa doğru yayarak kokusunu ve güzelliğini ortaya koymak, dallarını erik, badem, gül gibi bahar süsleri ve taze filizlerle donatmak.

  19. 19.

    (nesnesiz) (Hava ya da gök) yağmurun, sisin, bulut örtüsünün çekilmesiyle berraklaşıp güneş yüzünü göstermek, kasvetli, kurşuni bir renkten sıyrılarak yeniden aydınlanmak, ferah ve pırıl pırıl bir maviliğe kavuşmak.

  20. 20.

    Dükkân, lokanta, okul, hastane, banka şubesi ya da muayenehane gibi bir işletmeyi veya kuruluşu gerekli izni, sermayeyi ve donanımı sağlayıp kurmak, müşteri, öğrenci ya da hasta kabul eder hâle getirmek.

  21. 21.
    Yeni

    (-i) (Esnaf ya da işletmeci) dükkânını, otelini veya lokantasını her sabah, sezon başında ya da tatil, salgın, onarım gibi zorunlu bir aranın bitiminde müşteriye, konuğa yeniden hizmet verir duruma getirmek, kepenk kaldırıp işe koyulmak.

  22. 22.
    Yeni

    (nesnesiz) (Mağaza, banka, müze, eğlence yeri ya da otel) belirlenmiş çalışma saatinin, mevsimin başında veya bir kapanma döneminin sona ermesiyle kapılarını müşteriye, ziyaretçiye aralayıp hizmet vermeye başlamak.

  23. 23.

    Bir kulübün, şirketin ya da tüccarın transfer, satış veya alım dönemini başlatıp oyuncu, mal ya da hisse almaya, elden çıkarmaya girişmek, o andan sonra pazarlıklara, teklif alışverişine ve el değiştirmelere yol vermek.

  24. 24.

    Bir kongrenin, meclis oturumunun, sergi ya da anma gününün programını yönetmekle görevli kişi olarak ilk konuşmayı yapıp çalışmaların resmen başladığını duyurmak, bir sezonu, kazı ya da av dönemini de benzer biçimde yürürlüğe sokmak.

  25. 25.

    (-i) İsteklilerin başvurup yer alacağı bir sınavı, kursu, sergiyi, yarışmayı, ihaleyi ya da bağış seferberliğini tasarlayıp duyurmak, kurallarını ve takvimini saptayarak gerçekleştirmek, bu tür bir etkinliği yapmak, düzenlemek.

  26. 26.
    Yeni

    (hukuk) (Kişi, savcılık ya da yetkili makam) bir kimse veya kurum aleyhine mahkemeye dilekçe vererek dava, resen karar alarak soruşturma, kovuşturma ya da disiplin incelemesi başlatmak, meseleyi yargı veya idare önünde dosyaya bağlamak.

  27. 27.

    (oyun) Satranç, dama ya da iskambil gibi bir oyunda sırası gelen oyuncu olarak ilk taşı sürmek, ilk kâğıdı yere atmak veya ortaya ilk parayı koymak, böylece partiyi ya da eli harekete geçirip ötekilerin karşılık vermesini beklemek.

  28. 28.
    Yeni

    (Takım, sporcu, aday ya da yarışmacı) karşılaşmada, yarışta veya sıralamada rakibiyle arasındaki sayı, puan, oy ya da mesafe ayrımını art arda gelen kazanımlarla büyütüp onu gitgide daha gerilerde bırakmak.

  29. 29.

    Sohbette, toplantıda ya da forumda o ana dek dile getirilmemiş bir meseleyi söze dökerek ortaya atmak, dinleyenleri o mesele hakkında görüş bildirmeye çağırmak, bir sorunu herkesin tartışmasına sunmak.

  30. 30.

    Gönlünü kemiren bir kaygıyı, derdi ya da o güne dek sakladığı bir gizi, isteği güvendiği bir yakınına ilk kez söyleyip onu işin içine katmak, yükünü hafifletmek, akıl ve teselli almak umuduyla ona içini dökmek.

  31. 31.

    (Renk, giysi, saç biçimi ya da bir süs) bir kimsenin tenine, havasına veya bir odanın düzenine uyup ona tazelik, parlaklık kazandırarak olduğundan hoş, genç ve alımlı göstermek, bakanın gözünde ona çok yakışmak.

  32. 32.

    (Işık, geniş pencere, sade eşya ya da uçuk tonlu boya) bir odayı, salonu veya sokağı daha geniş, havadar gösterip içindekilere nefes aldıklarını duyumsatmak, sıkışık bir mekânın boğucu atmosferini dağıtarak ona ferahlık getirmek.

  33. 33.

    (mecaz) (Bir yer, gezinti, müzik ya da hoş bir sohbet) bir kimsenin bunalmışlığını, kasvetini gidererek onu canlandırmak, keyfini yerine getirip gönlünün hafiflediğini, dünyanın güzelleştiğini hissettirmek, onu neşelendirmek.

  34. 34.

    (mecaz) Utangaç, sıkılgan bir öğrenciyi, konuğu ya da yeni tanıştığı birini sorular sorarak, şakalaşarak veya ona güven vererek konuşturmak, kabuğundan çıkarıp düşüncelerini ve duygularını serbestçe söylemeye yüreklendirmek.

  35. 35.

    (eskimiş) Eski dilde bir kaleyi, şehri ya da ülkeyi ordusuyla kuşatıp çarpışarak düşürmek, halkın boyun eğmesini sağlayıp oranın yönetimini, vergisini ve savunmasını üstlenmek, böylece orayı kendi topraklarına katarak fethetmek.

İLERİ ÇÖZÜMLEMELER

BD Bağlam Gösterimi · açmak

Not: Bu bölümde gösterilen cümleler, derlem cümle seçme algoritmasının otomatik seçimleridir. Cümlelerdeki görüş, ifade ve içerikler kaynak metinlere aittir; Bitigçi’yi bağlamaz ve Bitigçi’nin görüşünü ya da tutumunu yansıtmaz.

Sayfadaki özellikler henüz yüklenmedi. Lütfen kısa bir süre bekleyiniz.

Sonuçların yüklenmesi için hesaplama yapılıyor.

Bu maddeye atıf

Güncel madde için atıf biçimleri hazırlanıyor.

Dilsel parmak izi, terimlik, kullanım sicili, yerleşme ve veri kalitesi tek profilden yükleniyor…

İlgili Sözler

Tanım, alan etiketi ve sözcük ailesi ortaklığına göre seçilen maddeler.

Yazım ve Varyantlar Doğrulanmış ilişkiler, dönemsel sıklık ve kullanım payı

Panel açıldığında BD varyant verileri yüklenir.

İlk Tanık ve Yayılım Kaynak yayın tarihleri, güven düzeyi ve yayılım aşamaları

Panel açıldığında BD tanık verileri yüklenir.