fazla
Gereğinden, alışılmıştan çok, aşırı olan; ziyade
Fazla, Arapça faḍla ‘artan kısım, artık’ sözcüğünden alınmıştır; Tietze, Stachowski ve Karaağaç bu kökende birleşir. Söz XIV. yüzyılda Kıpçak sahasında Gülistan Tercümesi'nde ‘artan kısım’ anlamıyla geçer; Anadolu'da Ahmed-i Dâ‘î'nin şiirlerinde ve Müntahab-ı Şifâ'da ‘artık, artakalan’ anlamıyla görülür; kesin tarihli ilk tanık 1451 tarihli Ferec ba'de'ş-Şidde'dedir. Tietze'ye göre ‘daha çok, ziyade’ anlamlı zarf kullanımı bu ‘artık’ anlamından gelişmiştir. Kâmûs-ı Türkî XIX. yüzyıl sonunda hem ‘artık, kalan miktar’ hem ‘gereksiz’ hem de zarf olarak ‘çok, gereksiz yere’ anlamlarını verir. Türkiye Türkçesinde fazladan, fazla gelmek gibi kalıplar da yerleşmiştir.
- 14. yy. · Kıpçak Türkçesi: fazla
- 15. yy. · Eski Anadolu Türkçesi: fażla
- 16. yy. · Osmanlı Türkçesi: fazla
- 17. yy. · Osmanlı Türkçesi: fażla
- 19. yy. · Osmanlı Türkçesi: fazla
- 20. yy. · Türkiye Türkçesi: fazla