fındık
Kuzeyin ılıman kuşağında, Türkiye’nin kuzeydoğu kıyılarında çokça görülen, yaklaşık 6–7 m boya erişebilen, tacı yanlara yayılan, huşgillerden Corylus avellana türü çalı; ilgili: → çalı.
Fındık, Yunanca pontikón (káryon) ‘Pontos cevizi, Karadeniz cevizi’ adından gelir; yemiş, adını bol yetiştiği Karadeniz kıyılarından almıştır. Eren sözün Türkçeye Arapça aracılığıyla geldiğini, Kâmûs-ı Türkî Farsça ve Arapçada da kullanıldığını yazar; Stachowski ise *pondık gibi bir ara biçim önerir. Türkçedeki ilk tanıkları XIV. yüzyıldan Süheyl ü Nev-bahâr'da ve telif tarihi kesin olmayan Müntahab-ı Şifâ'dadır; uzun süre çoğunlukla fınduk yazılmış, fındık biçimi XVII. yüzyılda Evliyâ Çelebi'de yaygınlaşmıştır. Söz zamanla ‘tüfek kurşunu’, ‘küçük altın’ ve argoda ‘hileli zar’ anlamlarını da kazanmıştır.
- 14. yy. · Eski Anadolu Türkçesi: fındûk
- 14. yy. · Eski Anadolu Türkçesi: fınduḳ ~ fındıḳ ~ bınduḳ
- 15. yy. · Eski Anadolu Türkçesi: fınduḳ
- 16. yy. · Osmanlı Türkçesi: fınduḳ
- 17. yy. · Osmanlı Türkçesi: fındık
- 19. yy. · Osmanlı Türkçesi: fındık
- 20. yy. · Türkiye Türkçesi: fındık