belli (II)
Bilinmedik bir yanı olmayan
Bu belli, eski bir bel ‘işaret, nişan’ sözüne -li ekinin getirilmesiyle kurulmuştur; ilk anlamı ‘işareti olan, belirgin’dir (Tietze, ÈSTJa). ÈSTJa belge, belgi, belli, bellemek ve belirmek sözlerini aynı tek heceli *bel ~ *bel- tabanına bağlar; Stachowski de *bel ‘bilinen’ tabanını benimser. Gülensoy ise sözü Karahanlı belgülüg ‘belli, açık’ biçimine dayandırır; ÈSTJa bu türetmeyi ses bakımından olanaksıza yakın bulur. Anadolu'da belli ~ bellü ‘açık, aşikâr’ XIII. yüzyılda Yusuf u Züleyhâ'da, bellü başlu XVI. yüzyılda görülür; bel ‘işaret’ bugün de Anadolu ağızlarında yaşar.
- 13. yy. · Eski Anadolu Türkçesi: belli ~ bellü
- 15. yy. · Eski Anadolu Türkçesi: bellü
- 16. yy. · Osmanlı Türkçesi: bellü
- 17. yy. · Osmanlı Türkçesi: belli
- 19. yy. · Osmanlı Türkçesi: belli
- 20. yy. · Türkiye Türkçesi: belli