açık
Kanadı, sürgüsü, tıpası ya da perdesi çekilmiş, iki kenarı birbirinden ayrık tutulan; içerisiyle dışarısı arasında girip çıkmaya, bakmaya, hava ve ışık dolaşmasına engel oluşturmayan (pencere, kutu, şişe, göz, ağız).
Açık, aç- ‘açmak’ fiiline -uk/-ık ekinin getirilmesiyle kurulmuş yerli bir sıfattır; ek bu türetmede ‘açılmış olan’ anlamında edilgen bir sıfat kurar. Clauson'a göre sözün eski biçimi açuk'tur; Uygur Budist metinlerinden, Kaşgarlı Mahmud'dan ve Kutadgu Bilig'den başlayarak ‘açık’, ‘bulutsuz’, ‘belli’ ve ‘güler yüzlü’ anlamlarıyla geçer. Anadolu'da XIII. yüzyıldan başlayarak açuk ~ açuğ biçimiyle tanıklanır; açık biçimi XVI. yüzyıldan sonra yerleşir. ‘Deniz açığı’, ‘bütçe açığı’ gibi ad kullanımları ile açık renk, açık fikirli gibi mecazlar Osmanlı ve Türkiye Türkçesinde gelişmiştir.
- 9. yy. · Eski Uygur Türkçesi: açuk
- 11. yy. · Karahanlı Türkçesi: açuk
- 13. yy. · Eski Anadolu Türkçesi: açuk
- 14. yy. · Harezm Türkçesi: açuk
- 14. yy. · Kıpçak Türkçesi: açuk ~ açık
- 15. yy. · Çağatay Türkçesi: açuk
- 16. yy. · Osmanlı Türkçesi: açık
- 17. yy. · Osmanlı Türkçesi: açık
- 19. yy. · Osmanlı Türkçesi: açık
- 20. yy. · Türkiye Türkçesi: açık